Monday, January 23, 2012

Bir kaç günlüğünede olsa Parisien olmak :)

Avrupa'da gitmeye doyamadığınız şehirler hangileri? Roma? Floransa? Amsterdam? Berlin? Madrid?
Her birinin bizdeki anıları başka, kültürleri ayrı, gezilecek görülecek yerleri bambaşka bir tad. 
Benim için ise gitmeye doyamadığım, her gittiğimde arkadaşlarımın 'Yine mi aynı yer? Daha geçen sene oradaydınız' dediği  2 şehir var kalbimde. 
Paris ve Barcelona. Barcelonayı şimdilik bir başka yazıya bırakıp benim gördüğüm Paris'i anlatmak istiyorum size. 
Sanki evimde gibi rahat ettiğim, küçük bir otelimiz var 'Hotel Londres et New York' diye. Tam Gar St Lazard istasyonun yanında, karşısında en güzel alışveriş merkezleri Printemps, yanında tüm heybetiyle Galeries Lafayette. Bu bölgede kalmamın bir amacı var, bütün gün doya doya Paris'i gezip, dolaşıp tadına varıp, arta kalan yarım saat, 1 saat gibi vakitlerde de doya doya buralarda gezip alışveriş yapmak. Otelin tam karşısındaki Passage du havre'nin içindeki dükkanları gezdikten sonra, Starbucks'tan aldığım caramel machiato ile otele dönüp odanın balkonundan Paris'i seyretmek yok mu.. 
Hemen arkasından istikamet Champs-Elysees caddesi. Taksi ile Arch du Triumph'ta inip, yada metro ile George V durağında inip keyifli keyifli yürümek. La Duree'den 3-4 tane makaron alıp, alternatif olarak en meşhur sıcak çikolatalarından içmek, tüm mağazalara dalıp dalıp çıkmak ve yorulduğunda ilk durak deniz ürünü sevenler için Leon, yada benim gibi İtalya restoran arayanlar için Pizza Pino'da müthis bir Cabernet Sauvignon , Chardonney veya Sauvignon Blanc eşiliğinde onlarca çeşit başlangıç, pizza veya ana yemekten birini seçmek. Mickey Mouse sevdalıları (benim gibi!) Disney Store'dan Paris'i hatırlatacak küçük birşeyler almak, Mono Prix marketlerinden ufak tefek şeylerle kendini sevindirmek, George V'te oturup en güzel Fransız şaraplarını yudumlamak veya sıcak çikolataları ile ısınmak, Cafe Paul'un dev boy makaronlarından yuvarlamak, mutlaka Louis Vuitton'ın en güzel mağazasını gezmek, Lancel'de çanta modellerine bakmak hatta Peugeout, Citroen ve Mercedes Benz'in mağazalarında gezinip gelecekteki arabalara bakmak. Gurmeler için güne devam etmenin en güzel kısmı Fauchon Pastane zincirlerindeki şahane fransız tatlı ve pastaların tadına bakmak olabilir, yanınıza dönerken el yapımı sürme çikolatalarından, çay, kahve veya bisküvilerinden alabilirsiniz, hediyelik için ideal.
Ne gurmeyim ne de alışveriş istiyorum diyenler, Eiffel'in en üst katı sonrası yine Eiffel'in ayağından bineceğiniz Bateaux Mouches, yani romantik tekne turları tam size göre. Hava hafif kararmaya başladığında kendinizi Pigalle sokaklarından yukarı Monmarte'a doğru tırmanırken bulabilirsiniz, yürümeyi sevmeyenler için Füniküler bir metro bileti fiyatına sizi aşağı yukarı taşıyor. Monmarte yani ressamlar tepesinde bulunan küçük butiklere girip çıkabilir, hediyelik eşyacıları karıştırabilir ve en zevkli kısmı olarak Nutella'lı krepler yiyebilirsiniz. Belki bir kereye mahsus olmak üzere sıkı bir pazarlık sonucu oradaki ressamlara portrenizi yaptırabilirsiniz.
Daha bohem bir hayat peşindeyseniz St Michel, St Germain des Pres bölgesi tam da aradığınız mahalle. Köhne kitapçılar, antikacılar, ufak tefek dükkanlar ile büyük butikler karışmış, aralara süpriz kiliseler, tarihi yapılar serpiştirilmiş, en güzel köşeyede yazarların ve sanatçıların uğrak yeri Cafe de Flore konuçlanmış. Kendinizin tüm o sokaklar arasında kaybolmasına izin verin, bırakın rasgele karşınıza bir Pantheon çıksın.
Biraz daha turistik mekanlar peşindeyseniz metro ile Hotel de Ville meydanında inip Notre Dame Katedraline doğru yürüyün, katedralin içi büyüleyicidir, bir kaç yüz merdiven çıkmaya üşenmeyenler için katedralin çanına çıkmak eğlenceli bir macera olabilir. Notre Dame katedraline arkanızı verip St Germain mahallesine doğru ilerlerken solnuza bakmayı ihmal etmeyin. Orada Shakespeare Co Kitapçısına girip mutlaka Ernest Hemingway'in, Ezra Pound'un, James Joyce'un, F. Scott Fitzgerald'ın izlerini takip edin, üst kattaki post it köşesinde dünyayı kurtarın veya hayallerinizi yazın. En sevdiğiniz kitaplardan birini alın, mesela 'Catcher in the Rye', içini mutlaka damgalatın.
Oradan sonra St Germain des Pres'ye sapmak yerine bu sefer yahudi mahallesi Le Marais'e doğru ilerleyip orada doya doya gezebilirsiniz.
Eee hiç müze gezmedik diyenler; Louve müzesini hayatınızın bir döneminde mutlaka gezmelisiniz, eğer zamanınız kısıtlıysa ve daha derli toplu bir müze gezmek istiyorsanız benim favorim Musee d'orsay, orada Monet ve Renoir'ı doyasıya seyredebilirsiniz. Rodin severle müjde! Meşhur düşünen adam heykeli tam da orada.
Daha çok alışveriş isteyenler, diyelim Lafayette, Printemps pahallı geldi, Musee de Louvre'un caddesi Rue du Rivoli daha hesaplı markaların olduğu alışveriş için ideal bir cadde.
Bazar de L'hotel de Ville (BHV) isimli alışveriş merkezi benim gibi kırtasiye canavarları için ideal. Binlerce çeşit defter kalem dosya rengarenk kutular defterler için sadece 2 kat ayrılmış. Ayrıca kedoşumuzu da ihmal etmedik ve müthiş çeşitleri olan pet shopuna bir uğradık, köpüğümüze de bir tırmalama paspası ve mamalar aldık.
Les Halles alışveriş merkezi içinde sinema ve spor salonu barındırdığı için daha çok Paris halkına hitap ediyor, gereksiz bir büyüklükte ama yinede ev dekorasyonu için tercih edilebilir.
Carousel du Louvre ise Louvre müzesinin meşhur piramidinin altta kalan kısmının etrafına konuçlanmış, içinde Apple Store bulabileceğiniz, ayrıca Agatha, L'occitane gibi fransız mağzalarını bulabileceğiniz başka bir alışveriş merkezi.
Hem marka almak istiyorsunuz hemde ucuz. İstikamet RER hattı, Disneyland'dan bir önceki durak La Valle Village!!! Bir köy kurmuşlar, aradığınız tüm butiklerin outletleri var, hem 40 dakikada gidiliyor hemde gezmesi çok keyifli bir yer.
Paris'in etrafına gidilebilecek Şatolar, Versailles Sarayı, parc Disneyland ve Walt Disnet Stüdyoları mevcut. Her biri sayfalarca anlatılır, her biri kişinin zevkine göre doya doya gezilir, benim Parisimde gezecek yerler bitmez, gez gez doyulmaz.
Gece 21.00'da Eiffel'in ışıkları yandı mı, doyamazsınız seyretmeye..
Moulin Rouge değil ama Lido'da şahane bir Fransız Revüsü eşliğinde şampanya yudumlamak, yüzlerce tarihi eserine hayran kalmak, operasını, tiyatrosunu sevmek, insanlarının güzel giyimlerini seyretmek, ve mümkün olduğu kadar az ulaşım aracı kullanmak, yürümek yürümek,  şehri boydan boya yürümek..
Tüm Parisienlere sevgiyle;
irem

No comments:

Post a Comment