Saturday, February 18, 2012

1453

Aylardır reklamı yapılıyor her yerde, afişleri asılmış şehrin 4 bir yanına, son 1 aydır hangi filme gitseniz hemen fragmanı çıkıyor karşınıza, bakıyorum bir öğrencim resmini koyuyor twitter'a, başında miğferi, asker kostümü ile sette çekilmiş. İlgi mi çekiyor. Önce tereddütlerim olan bu filmin fragmanını gördükten sonra 'kesin gitmek lazım' diyorum. Belliki çok iyi efektler kullanılmış.
17 Şubat günü yani dün, 14.53 te film gösterime giriyor. Orjinal fikir.
'Haydi akşam gidelim' diyoruz. Ne mümkün? Mybilet çökmüş, ne rezervasyon, ne bilet alımı imkansız. Sinemaları arıyoruz, ya açmıyorlar, açanlar da yer yok, doldu diyorlar. 
Bu nasıl bir çılgınlık anlamıyorum, ama şimdi hırs yaptım bilet bulmam lazım. Kalkıp gidiyoruz sinemaya, tabi mybilet çökmüş olduğu için seyyar gişelerde çalışmıyor, mecbur eski usül sıraya girip uzuuunn bir kuyruk sonucu seanslardan birinde yer buluyoruz 3. sırada. Arkadaşıma mesaj atıyorum 'bulduumm' diye, o da seviniyor, sanki şart bu akşam gitmemiz:)
Filme gitmeyi düşünenler için özellikle ilk perdede büyük beklentiler içerisine girmemenizi öneririm. İmparator Konstantin'in, Orthadox liderinin ve Papa'nın bazı sahneleri sadece oturup gülmeniz için. Konstantin'i aynı bikiniyi giymiş bir sürü kızla hamama sokmuşlar örneğin, tam komedi:)
Fatih Sultan Mehmet'i canlandıran oyuncunun burnu her ne kadar makyajla oynanmış olsa da çok fazla düzgün kaçmış, bazı kostümler hiç olmamış. 
Ama 2. perde başladığı anda müthiş efektler ile dolu, çok başarılı Fetih sahneleri izliyorsunuz. İniş çıkışlar yaşıyorsunuz, başarısızlığı, her yenilgi sonrasında yeniden doğmayı, savaş alanlarını, insanların acizliğini izliyorsunuz. Üzerinde yaşadığınız topraklar için ne kanlar dökülmüş, ne canlar verilmiş diye düşünüyorsunuz. Üniversitede gördüğüm dersler geliyor aklıma, Savaş dönemi edebiyatı, Savaş sonrası roman.. Tüm yaşanmışlıkları, savaş dönemi ve sonrası psikolojileri tartışırdık hep. Onları hatırlayıp, karşımdaki görseller harmanlıyorum. Film gece 1'de bitiyor, gözümü bile kırpmadan izlemişim o saate kadar. 
Bu sabah kahvaltıda ki konumuz tabiki Fetih. Eşimin de adı Fatih Sultan'dan geldiği için tam da kendini bulmuş filmde. 'Ortaokul 2. sınıftaydık sanırım, konumuz İstanbul'un Fethiydi' diyorum. 'Hoca tahtada anlatıyor işte gemileri karadan yürütmüş, 'gemi karadan mı yürümüş' diye eğleniyoruz. Bilmem kaç tonluk top döktürmüş diyor hoca, hiç birşey ifade etmiyor. Top döktürmek nedir onu bile anlamıyoruz belki. Kitaplarda okuduğun şeyler bazen birşey ifade etmiyor, hoca bazen anlatıyor, senin kafan başka bir yerde oluyor, ama bunlar önemli konular, her genç tarihini bilmeli' diyorum eşime. O tam tersini savunuyor gerçi, ben gözümü kırpmadan dinlerdim bu konuları' diyor. 
Yine de tarihin kitaplardaki satır aralarından çıkıp, hayal gücünün dışına taşıp böyle bir görsele dönüşmesi fena mı? 
Değil. Gidip görmeli, beğenmesekte görmeli diye düşünüyorum.
Tabi bilet bulursanız :) 
Sevgiler;
irem


No comments:

Post a Comment