Saturday, February 18, 2012

Beyaz Kale

Yine bir kitap kulübü geldi çattı, bu kez yazarımız büyük, Orhan Pamuk tartışacağız. Ben yine kitabı 2 günde bitiriverdiğim için ve üzerine 4-5 kitap okuduğum için bir gece önceden heyecanlanmaya başlıyorum, hatırlamak için kitabı elime alıyor, altını çizdiğim yerleri okuyorum, notlarımı yazdığım defterimi çıkarıyorum, karıştırıyorum.
Açılış konuşması bende, kurucu başkan benim ya, rezil olmamak lazım :)
Kitap zaten kısacık bakıyorsun 190 sayfa, Beyaz Kale, Osmanlı dönemi, ne var keyifli keyifli okurum diye başlıyorsun. Eline aldığın anda bir satranç oyunu izlerken buluyorsun kendini. Çok dikkatli okumak lazım, ipuçlarını kaçırmamak lazım.
IV Mehmet dönemi, 6 yaşında tahta geçen padişahımız, tabi ismi belirtilmemiş, 'Çocuk' diye geçiyor.
O dönemlerde yaşayan bir Alim. Adı yok, sadece 'Hoca'.
Ve gemisi Türkler tarafından ele geçirilen ve esir pazarından 'Hoca' tarafından satın alınan bir İtalyan, Floransa'da Venedik'te bilim ve sanat okumuş, astronomiden, matematikten ve fizkten anladığını söylüyor. Onun da adı yok. Sadece 'Köle'.
Onlar aslında her hangi dönemde yaşayan, her hangi bir köle ve efendisi.
Biri Batı'yı, diğeri Doğu'yu temsil ediyor. Fiziksel özellikleri tıpatıp aynı fakat bambaşka düşünüyorlar.
İkisi de kimliksizlik yaşıyor, ikisi de birbirinden medet umuyor.
Batı'nın karşısında Doğu'nun kimlik gelişimini okuyoruz. Doğulu hep üstünlük taslama, kendini kabul ettirmek derdinde, hem de Batı'ya özeniyor. Batı'lı ise her türlü kıskançlığa kötülüğe öfkeye saygı duyuyor ama alaycı bir tarafı var.
Yeri geliyor Batı'lı Doğu'luyu kenara sıkıştırıyor, yeri geliyor Doğu'lu Batılı üzerinde güç kazanıyor. Tam bir satranç oyunu. Tam bir güç dengesi. Korkuları ile yüzleşiyorlar ve yazarlığı öğreniyorlar. Sonunda ise tamamen birleşip tek vücut oluyorlar, hangisinin kaybolduğunu anlayamıyorsun bile. Tahmin yürütüyoruz sadece. Bir yorum geliyor çok değerli bir üyemizden. Rudyard Kipling'in Doğu ve Batı Ballad'ından örnek veriyor. ' East is East, and West is West, and never the twain shall meet'.
Doğu doğudur, Batı ise Batıdır, Asla birleşemezler diyor yazar. Sonra başka bir yorum geliyor bir arkadaşımızdan 'Belki de hep tek kişiydi ve içindeki kimlik çatışmasını yazdı' diyor. İkisine de katılıyorsunuz, ama deliler gibi savunabileceğiniz bir son yok.
Yıllardır kendi kendime kurduğum bir tezi hatırlıyorum o an.
Hani bazen yazar kurmaca ve gerçeği öyle bir harmanlayıp karıştırıyor ve sen birden hayaldemisin gerçekte mi anlamıyorsun ya, hani geri dönme ihtiyacı hissediyorsun bir önceki sayfa ya, kafan karışıyor, '2 dakika önce otobüste gidiyordu, ne oldu birden?' diyorsun ya, işte o yazar gerçekten iyi yazar.
Her zaman her yerde hep söylerim, 'Bilgili insana, birşeyler öğrenebildiğim insana her zaman saygı duyuyorum'.
Bu kitap yazılabilsin diye o kadar çok kaynak okunmuş ki, o kadar detaylarla süslenmiş ki, bana da sadece kitabın önünde saygı ile eğilmek kalıyor.
Sonra Orhan Pamuk'un Nobel alırken yaptığı konuşması 'Babamın Bavulu' nu tartışıyoruz. Aslında kitapla ne kadar benzer duygular barındırdığını düşünüyoruz. Babamın Bavulu bence şimdiye kadar yazdığı tüm denemelerin arasında en iyisi. Yazarın kalbinin taa derinliklerine inme şansına nail oluyorsunuz. Babamın Bavulundan Virgina Woolf'a atlıyoruz. 'Kendine ait bir oda' romanında geçen ve yazar olabilmek için kendine ait bir oda olması gerekir kavramını tartışıyoruz.
Bu ay ki kitap kulübümüzde böyle güzel hoş sohbetler ile, bol çikolata eşliğinde geçiveriyor.
Biz yine mutlu, yine yüzümüzde gülümseme ile ayrılıyoruz mekandan.
Hemen kitapçıya koşup, bu ay okumayı planladığımız kitabımızı satın alıyoruz.
Tüm choc-o-bookçulara sevgilerimle;
İrem :)

1 comment:

  1. You have captured very well what we discussed. I believe sharing ideas enriches my reading experience and for this I have my group to thank.

    ReplyDelete