Saturday, February 4, 2012

Evet ile Hayır arasında biryerlerde..

'Hayır' kelimesini biraz ayna karşısında çalıştım bugün, 'hayır' dedim tatlı tatlı olmadı. 'Haayyyııırr' dedim vurgulayarak, yok bu da çok ayıp olur. 'Hayııır' dedim üzgün surak yaparak, yok bu da olmadı, güçlü duruş lazım. 
Neticede nasıl demem gerektiğine yine karar veremedim, yıllardır veremediğim gibi. 
O en savunmasız anında sana yöneltilen soru yok mu? Geri çeviremediğin için kabul ettikten sonra gittikçe batağa saplandığın. Çok basit bir soru.
'Adı lazım değil'in yerine gidiyoruz, gelir misin?' İçimden yükselen ses 'hayır de hayır de, hemen, çabuk, derhal şuan hayır de, yoksa daha sonra başka bahane aramak zorunda kalacaksın'. Ve ağzımdan çıkan kelime 'oluuurr'. Bu kadar mı güçsüzüz? Önce bir bocalama, afallama, ne cevap vereceğine dair bir bilinmezlik, gözlerini sağa sola kaçırma, gözlerini kaçırdığını farkedip karşındaki anlamasın diye bu sefer gözlerinin içine bakma, eveleme geveleme, yine 'hayır' diyemeyeceğini bildiğin için bu sefer kendine kızma, öfkelenme, içe dönük bir öfke patlaması. 
Çehov'un meşhur Martı oyunundaki 'Ben bir Martıyım...' dizelerindeki gibi kabullenme , 2-3 saniye geçtikten sonra kendi kendini düzeltme 'Hayır, değil' ve sonra da çaresizce boynunu bükme. 
Oysa sana yöneltilen soruya 'hayır istemiyorum' diyebilsen, ne daha sonra bahane arayacaksın, ne de kendine dert tasa yaratacaksın. Alt tarafı karşındaki insan biraz kırılacak, sonra düşünecek ve seni haklı çıkaracak. Bu tavrını alışkanlık haline getirdiğinde ise bilecekler ki sen dobrasın, artık kimse sana kırılmamaya başlayacak. 
Dün uzun süredir görüşemediğim bir arkadaşımla bunun sohbetini yapıyorduk. Hayatı ve kafası şuan karmakarışık, ülkeler arası taşınmış, olmamış geri dönmüş, yerleşik düzene geri dönmeye ve hayata adapte olmaya çalıştığı bir dönemde uzaktan bir arkadaşı arıyor ve onun için çeviri yapıp yapamayacağını sürüyor. Bizimkiside her zaman birilerini kırmaktan korktuğu için geri çevirecek değil ya, kabul ediyor. Önüne geliyor sayfalarca çeviri, ne 5 kuruş para alacak ne de şuan ki konumunu düzeltecek. Tam 4 gün evden dışarı adım atmadan çeviriyi bitiriyor, bu arada bizde hiç bir program yapamıyoruz çünkü çevirinin yetişmesi için bir de günü var. Kendini yiyerekten yapıyor çeviriyi, sonra bana geliyor ve diyor ki 'Lanet olsun şu hayır diyemeyen kendime'. Ne kendine lanet oku, ne stres ol. En başta sana bu soru yöneltidi mi, hemen düşün daha sonra sana nasıl hissettirecek kendini, mutsuz mu? Hani ihtiyacımız yoktu mutsuzluğa?  
İnsanlar düşünceli değil senin kadar işte, peki bu durumda sen kendini korumaya almazsan kim alacak?

Şimdi size köpeğini 3 haftalığına emanet etmek isteyen bir tanıdığınıza ne diyeceksiniz?
HAYIR !!! (Peki ben bunu diyebildim mi? HAYIR)

No comments:

Post a Comment