Tuesday, February 28, 2012

Nerelerdeyimyimyimyim?

Nerelerdeyim? İnanın bende bilmiyorum, aklım yazamadığım blogumda, bedenim ise orada burada koşturmacada. Geçen hafta o tiyatro bu konferans şu konser derken eve gelir gelmez bir gözümle yatağı dikizledikten sonra 10 dakika zor ayakta durup devrilen bir canlıya dönüştüm.
Yetmedi cumartesi ve pazar günleri alarmı saat 6.30'a kurup koşturmaya devam ettim. Cumartesi günü Koç Lisesinde Model Birleşmiş Milletler adı verilen kulübümün öğrencileri ile konferanstaydık. Öğrenciler için müthiş bir deneyim, Birleşmiş Milletler Parlamentosu bile bu kadar canlı tartışmalara şahit olmuyordur eminim, öğrenciler temsil ettikleri ülkeleri hararetli tartışmalar ile öyle bir savunuyorlar ki görülmeye değer. Serviste giderken bile politika tartışıyorlar hemde ingilizce. Kendime bakıyorum, Bir gece önce arkadaşlarımızın yanına gitmek için karşıya geçmişiz, geri dönmüşüz, aradan 3-4 saat geçmiş, sabah olmuş, aynı köprüyü tekrar geçiyorum, bir yandan da okulda kuytu bir köşe bulsam da çaktırmadan bir köşede uyusam derken öğrencilerim ne haldeler. Hayran oluyorum onlara sadece.
Ertesi gün pazar, azimli olma sırası bende, harika bir konuşmacımız var okulda, Steve Barkley, bize eğitim veriyor. Sanki stand-up yapar gibi bir hali var, bırakıpta çıkılmaz ki. Vakitsizlik, yorgunluk dört bir koldan bastırıyorlar. Bir yandan bu haftanın işlerini sıralıyorum, çok fazlalar. Bu ay çok dolu demiştim size, 2 geziye birden gidiyorum çocuklar ile, biri uçakla, biri otobüsle. Otobüsün kalkış, varış saati, uçağın shuttle'ı, otel bilgileri, vizesi derken boğuldum gitti. Her ne kadar okulda bunları bizim için ayarlayan bir ofisimiz olsa da stres yaptım sanırım.
Sağ salim haftasonunu bitiriyor ve fırtınada limana sığınan gemi gibi evime sığınıyorum, kış depresyonu olsa gerek, pijamaları giyip yatağa kuruluyorum, kucağıma laptopumu alıyorum, hedef blogumla barış sağlamak, o sırada arkadaşım mesaj atıyor, eşi ile evimizin önüne parketmişler arabayı, 'haydi kahveye' diyorlar. 'Ama nasıl olur, pijama, yatak, yarın iş, pazar akşam akşam' derken derken ilahi bir kuvvet ile kendimi yataktan kaldırıyorum ve 1 saatliğine bile olsa bizi almaya gelen aile dostlarımız ile kahve içmeye çıkıyoruz.
Biliyorum bu yorgunluk halleri de geçicek, güneş yüzünü gösterdi mi, ilkbahar kokusunu hissettirdi mi, hayat güzelleşecek, tüm bu karanlık havalar bitecek. Ertesi gün sınıfta devamlı gözüm ışıklarda, şu ışıkları açın diyorum çocuklara ikide bir, bakıyoruz hepsi açık. perdeler sonuna kadar açık, yetmiyor. Karanlık sınıfın içi, hele bir ilkbahar gelsin kampüse doyum olmayacak diyorum. Bu kadar koşturmanın içerisinde pozitiflik kırıntıları bulunca bende şaşırıyorum. Koşturmacalar pazartesi de devam ediyor, sergi açılışına koşuyorum bu sefer, kar başlıyor bir yandan. Anlıyorum ki Salı yine beyaz bir güne uyanacağız. Hayat herşeye rağmen devam ediyor.
Tabi bunca şey arasında arada kaynayıp giden birşey daha var. Yıllardır hayalini kurduğum sabahlayarak Oscar Törenini seyretmek, uykumun kurbanı oluyor. Kırmızı halıya bile gelemeden yatağı boyladığım için sabah ilk iş twitterda kim ne giymiş, en iyi Kadın ödülünü kim almış diye araştırırken buluyorum kendimi. Bir sene daha ertelendi benim hayal iyi mi? Amaannn boşver iş uğruna ne hayaller ertelemiyoruz ki, kaçan Oscar töreni olsun diyenlerdenseniz, beni takip etmeye devam edin.
Her ne kadar ilham bu aralar yakınından bile geçmiyor olsada illaki yazacak birşeyler buluruz.
İrem;

No comments:

Post a Comment