Tuesday, February 14, 2012

Ortaya karışık

Benim hayatım biraz böyle, ortaya karışık. Onu da yapayım, bunu da yapayım , aman şu eksik kalmasın tadında. Bugün günlerden ne diye sorulduğunda verebileceğim cevaplar:
Bugün günlerden George Orwell'in romanındaki karakterlerin analizi.
Bugün günlerden mantarlı risotto,
yok yok bugün günlerden tez yazma,
yoksa kurabiye yapmakmıydı gibi şaibeli cevapları barındırıan karma bir hayat.
Bir reklam vardı hatırlarsınız, küçük bir kız çocuğu arkadaşına hava atıyor: Benim annem hem aşçı, hem öğretmen, hem kuaför, hem doktor, hem dondurmacı, hem ayakkabı bağlayıcısı diye saydıkça karşısındaki çocuk yanaklarını şişiriyordu.
21. yüzyıl da bana böyle olmamı emrediyor ben de kurallara uyuyorum. Yoksa hayatta kalmak zor. Hem işini iyi yapacaksın, hem işinde kendini geliştireceksin, hem kendine bakıcaksın, spora gideceksin, yürüyüş yapıp kalbini koruyacaksın, işten dönerken markete uğrayıp 3-5 birşey alacaksın, buarada aklın master'ı tamamlamaya çalışmakta olacak, birde üstüne mutfağa girip yeni yemekler denemek isteyeceksin, pudingi karıştırırken kitap okuyacak, soğumasını beklerlen tweetlerini kontrol edeceksin.
Sadece birşey yaparak vakit kaybetmek yok, bu çok büyük bir lüks, 'multi-tasking' yani aynı anda 2-3 işi birden götürebileceksin. Mesela film izlerken bir yandan makaleni yazacaksın. Çok şey düşünmen gerekecek örneğin sabah işe giderken giyinirken bir yandan kedini mutlu etmek için kuşlara mama koyacaksın camın önüne (bu yazı yarına kalsın, tüketti beni köpük bu aralar:) ) , arkadaşlarının özel günlerini hatırlayacak onlara kartlar yazacaksın, tatilini programlayacaksın, kedinin aşısını takip edeceksin, yeni romanlar yığılacak masanın üzerine, ama senin gözün hala edebiyat dergilerindeki yazılarda olacak, böyle obur bir 21. yüzyıl insanı olup çıkıvereceksin. Bu kadar beyin yoğunluğu arasında çocuk saymadım bile farkındaysanız, bir de eve gidip oğluna okuma yazma öğreten arkadaşım var şu aralar ki enerjisi takdire şayan. Bu kadar iş güç arasında bir de kafama takılmaz mı mantarlı risotto yapmak. Nerden takılır aklıma böyle şeyler, niye ben böyleyim? Ne risottosu, haftasonunda çıktığında yersin dışarda, ama yok, takıntılı beyin. İşten gelir gelmez aynı zamanda egzersiz yaptıran spor ayakkabılarımı giydim aklım sıra markete gitmek bahanesi ile 1 taşta 2 kuş vurucam. Zaten yemekhane nöbeti tutmuşsun ayakta, yorulmuşssun, kim kaybetmiş bu enerjiyi de sen buluyorsun? Almışım elime malzeme listesi, düşmüşüm Arborio pirincinin peşine. Geçen hafta da sufle yapmak uğruna 3 alışveriş merkezi gezip güveç kabı aramıştım böyle serseri mayın gibi.
Neticede kremalı mantarlı risottomuz oldu, afiyetle yedik, tabi kendini ayakta zor tutan ben, bir güzel uyuya kalmışım:)
Bir uyandım ki eyvah makaleler analizler yazmam lazım, hani master'ı da bu dönem bitirecek süper güce sahibim ya ben.
Vallahi bitkin düştüm, 7 uyurlar mağrasına çekilip uyusam 1 hafta, kimse bulamasa beni bir süre diye düşündüm. O kadar hızlı bir temponun içindeyim ki Nisan'ın 2. haftasına kadar, bana dokunmayın :)
Birçok şeyden taviz verebilirim ama tek vazgeçemediğim şey blogum, ben yazmaya devam, siz de okumaya devam.
Yarın: Köpük ve arkadaşları ve
           Elif Şafak kitap yorumu var :)
Sevgiler;
irem

No comments:

Post a Comment