Tuesday, February 21, 2012

Sadece 100 eşya ile yaşamak

Yeni bir konu değil aslında bu, son bir kaç senedir özellikle Amerika'da çok popüler oldu bu yaşam stili. Hedef ilk başta tüketici Amerikan toplumunu daha az alışveriş yapmaya teşvik etmekti. Dave Bruno isminde bir adam çıkıverdi ve ortaya bir fikir attı. 'Haydi sadece 100 eşya ile yaşayalım' dedi.
Bir kitap yazdı (solda resimde), sadeliğin önemini vurguladı, insanları daha çok bağış yapmaya ve kullanmadıkları ürünleri vermeye teşvik etti. Garajlarını boşaltmalarını, gardrobun köşesine itilmiş ve giyilmeyen kazaklarını vermelerini istedi. 'Reduce, Refuse ve Rejigger' sloganını kullandı. Yani alışverişi azaltın, yeni şeyler almayı reddedin ve alışveriş alışkanlığınızı değiştirin. Bu akıma uyan bir çok insan karavanlarda yaşamaya başladı, tüm gereksiz eşyalarından kurtuldu.
Geçen yıl bu kitabı ilk gördüğümde hemen sınıfta öğrencilere anlatmıştım ve hayatımızdan neleri eksiltiriz onu düşünmeye başlamıştık. Çocuklar tabi espiriye vuracak ya herşeyi; 'ama hocam benim şu kadar t-shirtüm var, bu kadar bilgisayar oyunum, işte 3 tane şarjım var, lap topumun bilmem nesi var, ama 2 tabakla nasıl yaşanır...vs vs'. Tabi sınıfta konu bambaşka yerlere gitti, ve böyle bir yaşam stilinin çok gereksiz olduğuna karar verdiler neticede.
Tabi çok normal. Biz de en çok tüketen toplumlardan biri değil miyiz?Alışveriş merkezlerindeki mağzalar indirime girmiş diye koşturmuyormuyuz? Ya da bilmem kaç parça çatal takımı, çanak çömlekler, tencereler almıyormuyuz? Bardak alınacaksa 6 hatta 12 adet olsun, bu pantalon ne güzelmiş diğer rengini de alayım, aaa 2 alana 5 bedavaymış, 12 donut al 12 bedava. Yahu benim ihtiyacım yokki 24 tane yemeğe. Sonra haftasonu evimize konuk olan gazetelerin içlerinden indirim katalogları çıkıyor, yorgan almaya gidiyorsunuz belki sırf yastık hediyesi var diye. İşte hepimiz böyle küçük alışveriş canavarları olup çıkıyoruz. Hele Ikea desen tam bir tüketim cenneti; ayakkabı çekeceği 2 lira, çay poşetini çıkardığında koyman için altlık 3 lira, tüy toplayıcı rulo 4 lira, pizza kesme bıçağı 5 lira derken hayatında asla ihtiyacını duymayacağın bir sürü gereksiz şey ile dönüyorsun eve. Yüzünde de ucuza aldığın şeylerin verdiği sahte bir mutlulukla. Sonra çoğunu kullanmıyor, bir yerlere fırlatıyor, ya da koyacak yerler dolaplar arıyoruz, yetmiyor yeni dolaplar yaptırıyoruz.
Ne yazık ki ben dahil hepimiz bu sürünün biraz içerisindeyiz. Alışverişi azaltamıyorsak en azından kullanmadığımız şeylerin üzerimizde ağırlık yapmasını engelleyebiliriz. Daha çok eşyamızı paylaşabiliriz ihtiyacı olanlar ile. Hepimizin anne babalarının evi kullanılmayan yüzlerce eşya ile dolu, bir o kadarda yatak altları, dolap kenarları köşeleri var. Düşünüyorum uzun uzun, acaba diyorum böyle bir şey uygulayabilirmiyim, sonunda karar veriyorum ki ben asla bir Dave Bruno olamam.
Kafa patlatıyorum, acaba ben 100 adet eşya ile yaşasam bunlar hangileri olurdu. Mutfağımdan neler alırdım? Kıyafetlerimden? Yazlık, kışlık olayı var birde; peki ya ayakkabılarım? Pijamalarım? Kozmetiklerim? Makyaj malzemelerim? 550 adet kitabımı , ve 100'e yakın filmimi saymıyorum bile , bu durumda onlar çöpe direk. Sadece kedimin 10-15 civarı oyuncağı var, eh buna ipad, ipod, iphone ailesini ve onların şarjlarını, tabiki Tv'yi, bilgisayarımı ekleyince sayı uçuyor. Çerçeve mi? at çöpe, süs eşyası fazlalık,  oradan buradan mug toplamışım kendime, hoop çöpe. Bir mayo, bir havlu, bir terlik yeter mi? ehh yettiği kadar. Halı? Sandalye? Masa? Hay allah şampuan bile dahil bu 100 eşyaya düşünsenize. En sonunda işin içinden çıkamıyorum, yok bana göre değil böyle işler diyorum, Dave Bruno'nun ve onu takip eden 100lerce insanın önünde saygıyla eğiliyor ve sadece blogumda yazmaya karar veriyorum, gerisi size kalmış.
Sade hayatlara;
İrem:)



No comments:

Post a Comment