Sunday, February 12, 2012

Suçlu : Krep

Son bir haftayı korkunç bir kafa karışıklığı içinde geçirdim. Aldığım haberler, şahit olduğum olaylar, bir arkadaşıma yaşadığım kırgınlık tümü toplandı beynimde bir isyan bayrağı çekti. Birikti birikti saatli bir bomba gibi ve en sonunda dün kahvaltıda krep yapmaya çalışırken içine ana malzemesi olan sütü koymayı unutunca patlak verdi. 'Niye tutmuyor ama bu karışım?' diyerek ortalığı vesveseye verdikten sonra farkına vardım ki en basit cümleler aslında içinde çok daha büyük isyanlar barıdnırıyordu. Farkına vardım ki beynimiz daha büyük olaylar karşısında şoka giriyor ve biz tepkisiz kalıyoruz,  kendimizi ifade edemiyoruz sonra bir bakmışsın evde kaybolmuş gözlüğünü ararken, çantanı karıştırıp karıştırıp bir türlü evin anahtarını bulamazken, süpermarkette içine meyve sebze doldurmak istediğin naylon poşeti bir türlü koparamazken, arabada emniyet kemerini bağlamaya çalıştığında kilitlenip eline gelmezken, eve elin kolun dolu geldiğinde en üst kattaki asansör gelmek bilmezken hissediyorsun içinde med cezir gibi gidip gelen öfkelenme dalgalarını.
Ben örneğin her zaman kahvaltıda pancake/ krep türevlerini yapmama rağmen, bu sefer tutmadı diye beni kızdıran krep karışımıma karşı çok büyük bir öfke besliyordum o an. Oysa içimde söylemek isteyip söyleyemediklerimi biriktirmiş bütün suçu da krep karışımına atmıştım. Tüm suç krepte, ne olurdu sanki karışımı sütsüz de olsaydı. Yok, yok suç sütte aslında, ne işi var ki krebin içinde. Bak şimdi öyle kızdım ki...
Oysa beynim çoook uzaklara tatile çıkmış, geziniyor, arka planda dedektiflik yapıyor, hayatı sorguluyor, bedenim ise mutfakta krep karışımını koyduğum kasenin başında dikiliveriyordu.
Ah bir dökülebilseydi ağzımdan konuşmak istediklerim..
Söylemek istediğim bunca şey varken, genelde konuşmayıp içime attığım için tek suçlu bendim aslında, canım sadece suçu daha masumane olan krebe atmak istiyordu.
Oysa söylebilseydim o arkadaşıma neden kırgın olduğumu, ya da o an sorgulayabilseydim davranışlarını, ya da herzaman beni hayatlarının merkezine koyup, işleri bittikten sonra çekip giden iyi gün dostlarıma paye vermeseydim artık ne krep suçlu olacaktı ne de süt.
Hayat ne yazıkki hiç bir zaman adil değil, illaki adil olmayan şeyler bize kendini hissettirecek, bizi isyan ettiren şeyler gelip tam da hayatımıza çöreklenecek, hatta en istemediklerimiz hep burnumuzun dibinde bitecek. İşte o zaman yapılacak 3 şey kalıyor sana
Ya öylece kabullenmek lazım hayatı ve boyun eğmek sessizce
Ya umarsızca yaşamak lazım ve 'Carpe Diem'* diye bağırmak lazım hayatın kulağına
Ya da konuşmak, dökmek tüm içindekileri veya yazmak bir yere ki hep varolsunlar diye.
Sevgiler;
irem;

Not: Krebin akibetini merak edenler; yedik ama arka sokakta oturan anneme 'krep bile beni terketti bugün' diye mızmızlandıktan sonra gidip onun yaptığını yedik, daha da güzel oldu :)

*Carpe Diem : Anı yakala / Günü yakala


1 comment:

  1. Malesef hayatta carpe diem diyerek yaşamak pek mümkün olmuyor. Bu olsa olsa hindu dinini benimsemiş monk ların yapabileceği bir şey gibi geliyor bana. İnsanların yüzüne rahatsızlığımızı dile getirmek çoğunlukla mümkün olmuyo veya çok rahatsız edici bir durum olduğundan bundan kaçınıyoruz. Belki de sen en güzelin yapıyorsun ve isyanını kibarca bile denebilecek şekilde bloguna haykırıyorsun...

    ReplyDelete