Friday, March 2, 2012

Yaşadığımız şehire olan bağlılığımız..

6 aydır Panama'da yaşayan ve Türkiye'ye dönme kararı alan bir arkadaşımla beraber oturuyoruz dün, Bebek Starbucks hep en sevdiğimiz yer olmuştur, denizin dibinde bir masa buldun mu hele bir de saatlerce otur kalkmadan. Deli bir rüzgar hızla camımıza vuruyor, bir yandan kar yağıyor, Tarih 1 Mart.
Birden isyan ediyor arkadaşım 'haksızlık bu'. 'Niye ne oldu, ben mi birşey yaptım acaba' diye düşünürken birden havadan bahsettiğini anlıyorum. '1 ay oldu Türkiye'ye döneli, şu buz gibi kar kış soğuk hava geçmedi, haliyle gribim de geçmedi, donuyorum burada' diyor. Anlıyorum isyanını, bende geçenlerde benzer bir düşünceye kapılmıştım. Niye sanki burada yaşamak zorundayız, bizi buraya bağlayan ne ki diye düşündükten 5 saniye sonra aklıma annem, sevdiklerim, işim gelmişti birden. Şimdi benzer bir soruyu arkadaşım soruyordu. 'Hak-sız-lııkk' diyor vurgulayarak. Panama'da şuan bütün arkadaşlarının plajda olduğunu vurguluyor. Her gün iş çıkışı plaja gidiyorlar, bizim bilgisayaramızda masa üstümüze koyduğumuz şu meşhur tropik ada resimlerini bire bir yaşıyorlar, survivor programında izlediğimiz ada 15 dakika mesafedeymiş. 6 ay boyunca üzerine hırka bile almadığını ve nasıl sağlıklı bir yemek düzenine sahip olduğundan bahsediyor. 'Resmen kıskanıyorum, resimlerine bakmıyorum' diyor. Ne dese haklı. Biz iş çıkışı egzoz dumanı çekerken içimize onlar mis gibi doğayı kokluyorlar. Biz trafikte kırmızı ışıkta kendini arabanın altına atan yayalara söyleniyoruz, onlar sağında bir papağan solunda bir palmiye eşliğinde huzurlu hayatlar sürdürüyorlar. Biz ise aylardır karlı buzlu isli puslu havalara uyanıyoruz. Beresiz eldivensiz dışarı adım atamıyoruz, sokaklarda vakit geçiremiyoruz, üşüyoruz, biraz fazla üşüsek hemen yataklara düşüyoruz. 
Sonra bir ortak arkadaşımızdan bahsediyoruz, İspanya'nın Endülüs bölgesinde yaşayan, Aralık ayının ortasında balkonunda güneşlenirken bir yandan sınav kağıtlarını okurken resmini facebook'a koyan bir arkadaşımızdan. Bizi illaki doğduğumuz yerde yaşamaya iten nedir çözemiyoruz, yaşadığımız şehire olan bağlılığımızı analiz etmeye çalışıyoruz. 
İkimizde İstanbul'a aşığız aslında, o kadar derinden seviyoruz ki bu şehri, dikenlerine de katlanmak zorunda olduğumuza karar veriyoruz. ve başka muhabbetlere dalıyoruz. Sonra eve geliyoruz, hep beraber yemeğe oturuyoruz, bu esnada bir başka arkadaşım daha eşlik ediyor bize. Biraz hava almak için mutfağın camını aralıyor, buz gibi bir kar havası doluyor içeriye, aynı anda birbirimize bakıp aynı anda söz başlıyoruz 'hak-sız-lık'. Bu muhabbetin asla kapanmayacağını hepimiz biliyoruz. 
Hamsterların bir arpa boyu yol alamadan makaranın üzerinde deliler gibi koşması gibi bizde konuşup duracaktık.
Arkadaşımın facebookundan bir Panama resmi ile başbaşa bırakıyorum sizi :)

İrem..

No comments:

Post a Comment