Sunday, March 25, 2012

zamanda 1 saat ileri yolculuk :)

Saatleri ileri almamız ile birlikte her yıl yaşadığımız klişelerde boy gösterdi. Sabah uyanır uyanmaz birbirimize sorduğumuz ilk soru:
'Şimdi saat 9 mu yoksa 10 mu?'
'Tabiki 10.'
'Yeni saate göre mi eski saate göre mi?'
Dur en iyisi iphone'a bakalım, bak otomatik almış benimki demekki saat 10'
'Aaa benim iphone almamış diye ben elle değiştirdim, benimki 11'
'Seninki Dubai saati olmuş, al geri 1 saat.'
'Peki biz şimdi az mı uyuduk yoksa fazla mı? '
'Bak şimdi saat 10 ama aslında 9, yani bu durumda çok uyuduk'
'Ya kafamı karıştırıyorsun, az uyuduk'
'!!!!'
Senede iki kez hiç istisnasız yaşanan bu muhabbetimiz ile sabahımızı şenlendirdik. Cemreleri üçledik, 21 Mart tarihinde gece gündüzü eşitledik, gün ışığından faydalanma saatine de geçtiğimize göre resmi olarak yaz gelmiştir benim için. Şimdi boşalsın gardroplar, rafa kalksın kazaklar, çıksın t-shirtler, tiril tiril elbiseler, babetler, şıkır şıkır terlikler. 2 gündür sokaklarda bayram havası, insanlar üst üste yemek yemek pahasına açık hava mekanlarına akın etmiş, kızlar hemen çizmeleri atmış, güneş gözlükleri çıkmış..
Bu hafta bir soğuk hava dalgası daha vuracak diyorlar, artık sabah griye uyanmak istemiyoruz, çok sıkıldık bu kış İstanbul'u evlerde kapalı yaşadık, uzaktan sevdik onu. Artık çıkıp boğazda gezinti yapmak, açık havada kahveni yudumlamak vaktidir. Artık İstanbul vaktidir.
Bu arada kampüsümüze de bahar geldi. Eski binaların içinde çok üşüdük bu kış, kaloriferler yetmedi, hepimizin masasının altında minik bir fan ile ofislerimizi ısıtmaya çalıştık, binalar arası koridorlarda ellerimizi kollarımızı bağdaş kurup, şallara salınıp, birbirmize selam bile vermeden hızlı hızlı yürüdük. Yemek gitmek için 2 bina yürümek yok mu, tam ızdıraptı. Ortak alanlarda karşılaştığımız insanlarla 'N'aber? Ne yapıyorsun?' sorularına 'N'olsun işte donuyoruz' gibi cevaplar verdik.
23 Mart Cuma günü ise tam tersi kampüste bahar sevinci vardı. Tüm öğrenciler bahçede, çimenlerde, basamaklarda sere serpe oturmuş, kimisi yemek sipariş etmiş, kimisi ders çalışıyor, kimisi sohbet ediyor, kimisi sadece yüzünü güneşe uzatmış, herkeste bir mutluluk, bir sevinç. Bende tabiki sınav kağıtlarını aldığım gibi dışarı attım kendimi, bulduğum bir banka oturdum, kısa kollu bir elbise ile güneşi selamladım.
Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları havasında otururken farkettimki sınav kağıtlarından bir tane bile okuyamamışım. Bir tembellik, bir yayılma, bir gevşeme söz konusu. Bizim bütün kış sıkı sıkı sardığımız o vidalar, gevşemiş boşa dönüyor. Toparlanmak lazım ama nasıl?
Benim kedi bile işini aksatmış bakıyorum, ileri alınan saatten etkilenmiş olsa gerek, yan gelmiş uyumuş. Nasıl olsa köpük uyandırıyor diye alarm bile kurmayan eşim kalkmış sesleniyor 'köpük senin yüzünden uyuya kaldım, oğlum niye uyandırmıyorsun?' Köpük yaymış göbeği oturuyor, oohh bir rehavet havası.
Yani anlayacağınız zor günler bekliyor bizi. Güneşi görüp dışarı fırlayıp işi mişi yayma tehlikesi bekliyor bizi. Hafif yorgunluklar, baş ağrıları, mide ağrıları hepsi ama hepsi 'havadandır!' arkadaşlar. Olsun bahar geldi ya! Temmuz ayı gelip 'laneet sıcaakk, yeteeerrrr' gibi tweetler atana kadar şimdilik eğlenmenize bakın..
Güneşle kalın;
İrem :)

No comments:

Post a Comment