Monday, April 16, 2012

İstanbul'un laleleri..


Göbeğini açmış kaşıtan ve bir yandan da mırlayarak huzur veren bir kedi gibiydi İstanbul bugün. Munis ama vakur, şımarık ama gururlu, rengarenk ama aynı zamanda dingin. 
Laleleri açmış dört bir yanında, en güzeli de boğazın kucağındaki Emirgan Korusunda. Çocukluğumdan bildiğim ismi ile 'Lale Bahçesi'nde.
İstanbul'u sevmek güzel ama onu gerdanında incileri ile sevmek daha da güzel. Mutlaka gidin ve orada güzel bir keyif çatın.
Sadece banklarında oturup laleleri dinlesenizde olur. Ya da çimenin bir köşesine kıvrılıp, elleriniz ve ayaklarınız toprağa değerken tüm üzüntüyü derdi kederi ve şehir hayatının yorgunluğunu bir anlık unutsanızda olur.
Göreceksiniz ki hayat tüm bu dinginlik içerisinde de akıyor.
Biz neler yaptık? 3 jenerasyon oradaydık bugün. Köşklerden birinde oturduk, havuza bakan bir masada, önüm arkam sağım solum rengarenk çiçeklerdi.. O kadar kalabalık arasında nasıl yer bulduğumuzun şaşkınlığı ile menü istedik. Bizden önce masada oturanların tabakları aynen masada durduğu gibi menünün gelmesi de yarım saati buldu. Sonunda zar zor sipariş vermeye ikna ettiğimiz garsonlardan biri menüde yazan şeylerin yarısının olmadığını söyleyip yine gitti ve başbaşa bıraktı bizi menü ile.
Neticede 45 dakikada gelen bir türk kahvesi, içinde tavuk olmayan tavuklu sandviç, yemek bittikten sonra gelen portakal suyu ve yarım saatte gelen hesap gibi bir kaç eksiklik dışında herşey çok güzeldi.  Köşk bahane, yarın eşimi ikna edip, 2 starbucks kahvesi alıp bu güzellikler daha fazla yağmur kurbanı olmadan tekrar seyretmeye gitmek peşindeyim.
 Şimdilik nazar değmesin İstanbul'un güzel gerdanına ...

Koruda gezinirken karşılaştığım en güzel manzaralardan biri ile sizi başbaşa bırakarak sonlandırıyorum yazıyı..
Bu güzellikler gibi rengarenk kalmanız dileklerimle;
irem :)

No comments:

Post a Comment