Saturday, April 28, 2012

Kırılmak ve yola devam etmek ...

Ben bir gözlemciyim, yazar-çizerim, karakterler yaratıyorum kendi kafamda devamlı, onlara hikayeler yazıyorum, bir öğretmenim, hayatla her an bağlantıdayım. 'Bugün kendimi kötü hissediyorum, en iyisi gözlerimi kapayıp, günün geçmesini bekleyeyim' demek gibi bir lükse sahip değilim. Her daim hazırım tuvalette ağlayan bir öğrenciyi teselli etmeye veya dertleşmek isteyen biri ile bahçenin kuytu bir köşesinde kahve yudumlamaya. Hikayelerle büyüyorum. Metroya her bindiğimde en sevdiğim oyun insanları inceleyip onlara hikayeler yazmak, onları çeşitli iş gruplarına yerleştirmek, akşam eve gittiklerinde aileleri ile ne konuştuklarını düşünüp, tahmini diyaloglar yazmak kafamda.  
Ben insanların hikayelerini seviyorum. Onları dinlemeyi, onların içinde olmayı, onlarla dünyaya karışmayı seviyorum. Annem bunu 'İnsanların hayatına karışmak' olarak yorumluyor. Ben ise ' hayatı paylaşmak' olarak algılıyorum. Siz istemediğiniz bir insanı hayatınıza sokarmısınız? Sokmazsınız değil mi? Ama çevremdeki insanlar bana  'sence bu nasıl olmuş?' diye sormayı, dertlerini paylaşmayı seviyorlar, bende seviyorum bu yaşam biçimini. 
Daha önce çok benzer bir blog yazısı yazmıştım insanların hikayeleriyle ilgili. Bugün bunun 'Sanane' kısmını ele almak ihtiyacı hissettim gecenin şu geç vaktinde.
Sevdiğim bir dostuma yardım elimi uzatıyorum, günlerce dertlerini dinliyorum, elimden geldiğince yaşam koçluğu yapıyorum. Tam da gırtlağına elimi daldırıp söyleyemediği sözcükleri takıldıkları yerden kurtarıyorum. Herşey yoluna giriyor. Derken 3. bir kişi çıkıyor ve 'Sanane, bırak herkes kendi sorunuyla ilgilensin' diyor. Tamda bugün derste çocuklarla tartışmıştık bu konuyu 'selfish' olmak mı 'selfless' olmak mı? Yani bencil olmak, insanların duygularını önemsememek mi? Yoksa hayatını onlarla renklendirmek mi? Ben ikinci seçeneği seçiyorum. Sonuç? : Sanane, senin hakkın yok karışmaya! 
Hiç unutmuyorum bir cenazedeyiz, vefat eden kişinin kardeşine ulaşmaya çalışıyor herkes, bende saf saf ona yakın bir kişiye ulaşıyorum ve vefat haberini veriyorum. Cevap geliyor telefondan 'Eeee napalım yani?' İşte bu kadar hissiz bir dünyada yaşıyoruz. ve akabinde kaçınılmaz soru geliyor: Biz haber vermek istemiyoruz, hem Sanane bundan!!?? Ağzımı açıp tek bir kelime bile edemiyorum, donup kalıyorum adeta. Yani yardım etmek için çabalayan çırpınan kişi kötü, kendi iyiliğini düşünen kişi iyi. Ne adil bir dünya değil mi dostlar? 
Peki ben sana soruyorum 3. kişi: Asıl sana ne benim kime yardım edip edemeyeceğimden! Asıl sana ne benim diğer insanlarla ilişkilerimden.
Cevap alamıyorum. Hissiz ve donuk ve bencil bir dünyada yaşıyoruz. Sevdiklerimizi korumaya kalktığımızda illa densizin biri çıkıyor ve 'Sanane, sen karışma' diyor. 
Kalbiniz kırılıyor, inciniyorsunuz.
Yaptığınız iyiliği en ağır taşlara bağlayıp boğazın serin sularına gömüyorsunuz. ve eğildiğiniz yerden kalkıp devam ediyorsunuz yola. 
İşte böyle bir şey hayat! 
İnsanları kırmamak için 2 kere düşünenlere gelsin,
irem;


No comments:

Post a Comment