Tuesday, May 15, 2012

İstanbul, zevksizsin, gri giyinmişsin yine

Senenin sonunun geldiğini sabahları yataktan kendimi sürükleyerek kaldırmamdan anlıyorum, yorgunluk gözlerimden okunuyor, sıkıntılı bir geri sayım başlıyor. Final projelerinin de teslim tarihi yaklaştıkça öğrencilerin stresi artıyor, benim de onları okuyup, yetiştirme stresim.
Bu arada o festival, bu şenlik, sene sonu sempozyumları birbirini kovalıyor.
Haftasonları desen keyifsiz, İstanbul gri giyinmeyi seviyor hergün, yakışmıyor o güzelliğine.
Bahar geldi ama anlayamadık geldiğini. Bahar yorgunluğu ayrı vurdu, işlerin yoğunluğu ayrı.
Barcelona'nın güzelliğine kapılıp yaptığım tüm o rengarenk kıyafetler dolabın baş köşesine yerleşti ama her sabah camdan dışarı bakıp, hafif bir kafayı uzatıp, 'uuu soğukmuş yahu' deyip camı geri kapattığın o an var ya .. işte o an senin bütün enerjinin kaybolduğu andır.
Aklımda bambaşka birşey yazmak varken niye yine bu konuya döndüm.
Blogu açmamla, yazmaya başlamam arasında değişen hava durumunun şaşkınlığı içerisinde olmamdandır.
Okuldayım, camın kenarına kuruldum, bogaz yine harika gözüküyor, içerisi çok sıcak, hırkamı çıkardım, yanıbaşımdaki 2 camı açtım, önce maillerimi açtım, bir iki bir şey okudum, bloguma girdim, o an bir esinti çıktı, oh ne güzel esti dedim, yeni blog yazmak için tıkladım, bir cümle yazdım, o an deli gibi yağmur yağmaya başladı, cümlemi sildim, şuan yazdığım yazıya başladım, yağmur hızlandı, doluya dönüştü, birden boğazın rengi gri-mavi oldu, hırkamı giyene kadar, dolu içeri girdi, camları kapatana kadar kahvem birden buz gibi oldu.
Şaşkınlıkla baktım boğazın köpüren sularına.
'Bu kadar da değil İstanbul' dedim. 5 dakikada da insanı pişman edemezsin camın kenarına oturduğuna. Bu kadar da değil.
Artık paranoyak bir şekilde evden dışarı çıkarken, ''mont aldım mı? dur şal da atayım çantaya, hay allah soğukmuş, at bir çorap babetin içine giyersin, şimdi birden güneş çıkıverir, güneş gözlüğü de almak lazım, içime ince birşey giyeyim ki hava ısındığında çıkarırım üstümü, dur en iyisi birde şemsiye, vazgeçtim montu değiştir, kapşonlu bir şey giy ki belki şemsiyeyi eleyebilesin'' diyorsanız sizde bilin ki tipik bir İstanbullunun beyninden geçenleri geçiriyorsunuz.

No comments:

Post a Comment