Tuesday, June 5, 2012

Bir Ben var, şimdiki Ben'den eski..

Elektronik kitaplar ne zaman türedi? Facebook ilk ne zaman çıktı da biz ona şimdi burun kıvırır olduk? Ne zaman türedi bu kadar bağımlılık yapan uygulama? 1-2 senede nereden nereye geldik hiç düşündünüz mü? Eskiden jenerasyon farkı 20 seneyken şimdi bakıyorsun senden 3-4 yaş küçük biri bile bambaşka bir düşünce yapısı ile geliyor arkandan. Kavramlar karıştı iyice arap saçına döndü. Hele bir Twitter çıktı ki mertlik bozuldu. 4 square check-in'leri çıktı gizlilik kalmadı. Derste bakıyorum kitap, defter kalmadı. Varsa yoksa elektronik dersler..
Çocuklara not tutun dediğinde hemen önüne tablet bilgisayarını alıyor artık. Bende bugün küçüklüğümü düşündüm, ilkokul yıllarımı. Her Eylül büyük bir hevesle gidip aldığımız o mis kokulu defterleri, kalemleri, silgileri... Kap seçmek büyük olaydı.. kalpli olsun, renkli olsun, kalın olsun çabuk yırtılmasın. Annem her Eylülde cicili bicili kapları önüne alır, defterlerimi büyük bir özenle kaplardı, ben ise yanına geçer, elimi çenemin altına yaslar seyrederdim kitaplarımın kaplanmasını. Birde düşünürdüm 'benim artık kitap kaplamayı öğrenmem lazım, ilerde çocuğum olduğunda nasıl kaplarım yoksa onun defterlerini..' O zamanlarda en büyük endişem oymuş. İngilizce derslerine başladığımızda bizi ilk 'redhouse' sözlükle tanıştırmalarını hatırlıyorum, sonra sırasıyla 'oxford' 'macmillan' sözlükleri türemişti, her biri 5er kilo ağırlığındaydı. Bir roman okurken bir cümlede 3 tane anlamadığın kelime çıkardı, ilk baktığını anlamaz, ikinciye bakıp, birinciye geri dönüp, anlam bütünlüğü için üçüncüye bakardın ki zaten kitabın bütün cazibesi o an yok olurdu ve sen kelimeler arasında boğulur kalırdın. Tarih ve Türkçe ödevleri vardı mesela, öğretmen sana 'git Abdulhak Hamit Tarhan'ın eserlerini araştır gel' derdi. Tek kaynak olan 'Ana Britanica' ansiklopedileri tek dostumuzdu.
İşin garibi ne biliyormusunuz? Biz şanslıydık, çünkü bakacak kaynaklarımız vardı. Eski dönemlerde bu da yoktu deyip kendimizi avuturduk. Ansiklopedide ki bütün gereksiz bilgileri el yazısı ile kağıtlara geçirdiğimi hatırlıyorum. Ezberci eğitimden ne çektik. 
'Şimdiki çocuklarıma bakıyorum' gibi bir cümle kurmuyorum çünkü onlar zaten Iphone'lu bir dünyaya doğdular. Ama kendime bakıyorum. O zaman ki ben ile şimdiki ben'e bakıyorum. 
Elimde Ipad gibi mucizevi bir alet var, kitaplarını ona yüklüyorsun, kelimeye parmağının ucu ile dokunup 1 saniye içerisinde anlamına ulaşıyorsun, altını çizip notlar alabiliyorsun. Internet desen parmağının ucunda, tanınmadık bilinmedik yazar kalmasın, duyulmadık bir ülke kalmasın, Google'a yazdığın anda önüne seriliyor bilgiler. 
Twitter diye bir mucize girdi sonra hayatımıza, dünyanın neresinde o an ne oluyor'a 3 saniyede ulaşabilieceğin müthiş bir platform bir nevi seni dünyaya bağlayan bir mikro blog. 
Sallandık galiba, deprem mi oldu? dediğin anda twitter'ı açıp 'deprem' kelimesini tuşlaman yeterli. 
Başkan Obama'ya bile ulaşmak istersen bir tweet at yeter.. Haber oku, okuma, sadece geyik yap, benzer düşüncelerden insanlarla tanış ne amaçla kullanmak istersen. Mesela ben geçen gün Eurovision şarkı yarışmasını twitter eşliğinde izledim, saniyede atılan yaratıcı tweet sayısı belki 50.. Gülmekten yarışmayı izleyemedim. 
Sonra şu mekanlara gittiğinizde check in yaptığınız 4sq geldi hayatımıza. İster dijital günlük de kendisine, ister sosyalleşme aracı de.. Geçen cumartesi ne yapmıştınız mesela? Ya da 10 km çevremde 'baklava' nereden bulurum? Sor gitsin. 
Daha da beteri geldi hayatımıza, Iphone 4S ile birlikte 'Siri' geldi, hoş geldi. 
Siri senin iphone'unun içindeki sekreterin. 'Naber Siri?' ile başlayan 'benimle evlenirmisin'e kadar giden saçma sohbetlerimizi bir kenara bırakırsak, Siri'ye bana otel bul, kırtasiye bul, acıktım, sıkıldım gibi şeyler söylemen yeterli.. Seninle en az annen kadar ilgileniyor, konuşuyor, tavsiyelerde bulunuyor. 
Yada Sen konuşuyorsun, o senin konuştuğunu yazılı metne çeviriyor. 
İnsan beyni mucizesi. 
Düşünüyorum.. ilk internet çıktığında Icq vardı, dial up internetten bağlandığımız anda ev telefonu meşgule bağlardı. Biri arayacakta bulamayacak bizi diye kızardı annem hep. 
İlk sosyal paylaşım sitesi Yonja çıktı, sadece 5 resim kabul ederdi. Msn çıkınca mutlu olmuştuk hepimiz. Saatlerce konuşurduk msn'den dostlarımızla. Şimdi zaten telefonlarımızda herşey. What'sApp mesajlaşma ile arkadaşlarımla devamlı kontakta kalıyor, Instagram ile resimlerimi paylaşıyor, Shazam ile orda burda duyduğum şarkıları ıphone'a dinletip şarkının adını buluyorum. Bilgisayarda birşey yapmayı beceremedim, veya evdeki kahve makinasının kullanma klavuzunu atmışım. Hemen YouTube aç, milyonlarca faydalı video var. Örneğin dün şöyle birşey yaşadım: New York'ta gitmek istediğim müzikal sayısı 9 olunca, azaltmam icap etti, seçemedim tabiki de, açtım bende broadway showlarının tümünün tanıtımlarını izledim. 3e düşürdüm.. Hayat kolaylaştırıyor teknoloji..
Daha da güzeli Icloud denilen online bir sistem benim tüm bu bilgilerimi depoluyor, kaybolma riski yok. 
Eskiden tatilde bir insanla tanıştığında onun telefonunu alır, sonra bir daha aramaz ve o kişiyi unuturdun giderdi. Şimdi? Facebook varken mümkün mü insan temizlemek? Hayatına giren kalıyor. Bir düğünde oturduğum masada 3-4 kız ile tanışıp eklemişim facebookuma, bakıyorum doğumgünlerini haber veren sağ kolona, bir isim çıkıyor ama ben ismi hatırlamıyorum. 
Artık daha sosyal, daha güçlü ve daha bilgiliyiz. 
Kitaplarımın kaplanmasını seyrettiğim günden bu yana tüm sosyal yaklaşımlarımız, hayatımız değişti.
Bizde değiştik.. Teknoloji ile haşır neşir oldukça da sınıfta daha iyi ilerliyor dersler.. frekansı tutturuyorsun çünkü 21. yüzyıl çocuklarıyla.. Oysa oturup anlatsam onlara benim annem defterlerimi kaplardı diye... acaba anlarlar mı?
Boşverin.. günü yakalamaya bakın siz iyisimi ...
Sevgiler..
irem


1 comment:

  1. Her kelimesine katiligim harika bir yazi olmus...keyifle okudum..

    ReplyDelete