Tuesday, June 26, 2012

Tatilin bana verdiği yetki ile ...

Gece istediğim saatte yatmışım sabah erken kalkma kaygısı olmadan, sabah 7'de alarm çalmamış, doya doya uyumuşum, köpük bile uyandırmamış ayağımı ısırıp kaçarak.. Saat 10.30 civarı kapım çalınıyor. Onu bile yadırgıyorum, sen evde olmayınca kimse gelmez, kimse gelmeyince kapın çalmaz, o yüzden bizim evde kapı çalındığında 'hayırdır inşallah bu kim ki şimdi' bakışları atılır. Kapıya doğru ilerliyorum uyku sersemi halimle. Annem gelmiş, sıcacık puaça getirmiş. Hemen oturuyoruz sohbet ede ede kahvaltı ediyoruz. Bu yukardaki senaryonun kıymetini ancak çalışanlar anlar. Her sabah 6'da 7'de kalkmaktan başka çaresi olmadan kar kış demeden yollara dökülenler anlar. Karanlık kış günlerinde, omuzlarımızda şal, soğuktan üşümüş akan bir burun, elde mendil ile çalışmak zorunda olanlar anlar. 1 sene boyunca şu tatil için çalışanlar anlar. Öğretmenler biraz daha şanslı bu durumda, çünkü tatillerini 1 hafta veya 15 güne sığdırmak zorunda değiller. Bu yüzden tüm arkadaşlarım ofislerinde çalışırken ben fazladan tatil yaptığım için ayrıca minnettarım meselğime. Bu 2 ay sürecinde endişe yok, dert yok, tasa yok.. Hayatımdaki tek endişe National Geographic kanalında bir belgeselde izlediğim kutup ayısının fok avlayamadığı için aç kalıp ölmesi. Veya hamile fokun hava deliği bulamadığı için ölümle yaşam arasında yaptığı tercih. (bunu yazarken arka fonda NatGeo açık, tamam biraz etkilenmiş olabilirim). Hayatımdaki tek endişe bavulumu yapmam lazım, yanıma ne alsam olabilir. ( Bu daha iyi oldu) :) Tatil güzel, tatil huzur, tatil mutluluk, tatil dondurma yemek, flip-floplarında ortalıkta salına salına gezmek, tatil evini tekrar elden geçirmek, kitaplığını çekmecelerini dolaplarını.. verilecekleri vermek.. Ne zamandır şuraya bir masa almak istiyordum, ne zamandır bir duvar kağıdı düşünüyordum, şu alıp alıp izleyemediğim filmler, dağlar gibi yığıp okuyamadığım kitaplar, bitiremediğim diziler (House M.D. sezon finali bir izleyebilsem rahatlayacağım).. Tatil, yapamadığın tüm işleri yapmak, her kim aradığında bulunabilir olmak, çağırdığında gidebilmek.. Sabah kahvaltısını Bebek'te deniz kıyısında yapabilmek, akşamları yürüyüşler yapmak, spora yorgun olmadan gitmek, hatta belki sadece gözlerini duvara dikip oturmak.. Duvara dikmişken şu tablonun yerini diğeri ile değiştirmek. İş maillerini 2-3 günde bir kontrol edebilmenin verdiği huzur. Vee en güzeli yemek yapmak..
Ben aslında o kadar seviyorum ki mutfağa girmeyi, en çok ta kafamdan uydurma yemekler yapmayı. Eldeki malzeme ne ise onunla yaratıcı şeyler yapmayı. Dur şu mısırı pilavın içine karıştırayım, Hadi bu domates sosunu değişik malzemelerle karıştırıp fırına vereyim. Geçen gün limonlu bir kek yaptım mesela, baktım evde M&M's şekerler var, attım onları mixere, kekin üzerine serpiştirdim. Bir arkadaşım soruyor, 'Nerden aklına geldi keke M&M's serpiştirmek?' Bende cevap: Vallahi tarihi geçmek üzereydi bonbonlarıni değerlendirmek istedim:) Dün akşam okuldaki mezuniyet sebebiyle eve geç gelicektim. Öğlen sakızlı bir tatlı yaptım, resmini çekip eşime yolladım, 'akşam seni dolapta bekleyen birşey var' :) 
Tatil huzurunun bana verdiği yetki ile yaptığım deneme yanılma yemeklerim ile birlikte sofralarda şenlendi anlayacağınız. Okuldan yorgun argın geldim, en kolay ne yaparım derdi yok. 
Anlayacağınız tatil tüm güzel şeyleri de beraberinde getiriyor. 
Şimdi önümüzde kocaaa bir New York seyahati var, günlerdir deli gibi blogları okuyorum, araştırıyorum, önümde haritalar, gezi rehberleri, program yapıyorum, eksik birşey kalmasın diye deli gibi araştırıyorum her yeri ehlice. Gezilecek yerlerin açılış kapanış saatleri, en güzel pizza nerede, steak nerede, pastanesi, jazzı, muzikali, kahvaltısı derken gitmeden uzman oldum çıktım. Amerikalı dostlarımdan aldığım tavsiyeler ile keyifli bir tatil bizi bekliyor. Yanımda Ipad'imi götürüyorum, blogu mümkün olduğu kadar ihmal etmemeyi düşünüyorum. Uçakta internet ve şarjda mevcutmuş. New York ismiyle açacağım alt başlıktan takip edebilirsiniz diye umuyorum şimdilik (özellikle de annem). 
Takipte kalın.. 
irem ..

No comments:

Post a Comment