Thursday, July 12, 2012

Bir arkadaşlık nasıl en ucuz şekilde bitirilir? Vol 1.


Şöyle bir olay gerçekleşiyor: İlkokul 1. sınıftan beri arkadaş olan 2 kız çocuğu var. Okulun ilk günü öğretmen onları yan yana koyduğu andan itibaren birbirlerini çok seviyor ve dost biliyorlar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor. İlkokul 3. sınıf gibi birinin annesi ilk kez diğerinin evinde kalmasına izin veriyor kızının. 2 kız dünyanın en mutu çocukları oluyor. Gece beraber çikolata, abur cubur yiyip, sabah 6'da kalkıp beraber çizgi film izliyorlar. İlkokul 5'i bitirince birini annesi başka bir okula veriyor. Okulun son günü çok ağlıyorlar birbirlerinden ayrı kalacaklar diye. Ama olsun, ev telefonları var oradan görüşebilirler. Hatta haftasonları vakit geçirebilirler. Nitekim öyle oluyor. Her haftasonunu yedikleri içtikleri ayrı gitmeyecek şekilde beraber geçiriyorlar. Beraber aşık oluyorlar, beraber gülüyorlar, beraber dertleşiyorlar. Yıllar geçiyor. Üniversite yılları gelip çatıyor. Kızlardan farklı okula geçeni üniversite için de Amerika'yı tercih ediyor. Diğeri burada kalıp iyi bir üniversite kazanıyor. Ayrılık yine kapıda ama yılmıyorlar çünkü artık chat denen bir şey var, msn var, e-mailler var. Amerikadan haftada 3-5 kez mailleşiyorlar. Hayatlarını paylaşmaya devam ediyorlar. Derken Amerika'da ki kız orada bir Amerikalı çocuğa aşık oluyor ve onu en yakın arkadaşı ile tanıştırmak için Türkiye'ye getiriyor. Beraber yiyip içiyorlar, gülüp oynuyorlar. Herşey süper. Bu arada Amerika'da okuyan kız orada garip huylar edinmiş.   Arkadaşının sevgilisiyle muhabbet etmesini kıskanıyor, ve kız arkadaşını uyarıyor. 'sen konuşma ki ben öne çıkayım, beni sevsin'. Garip geliyor önce ama kabul edilebilir bir durum. Olabilir. Hepimiz yersiz kıskançlıklar yaşarız. Güzel bir tatilden sonra Amerika'ya dönüyorlar, orada yaşamaya devam ediyorlar, bu arada kız okuluna devam ederken ilişkileri de ilerliyor ve evlenme kararı alıyorlar. Bu arada birden Amerika'dan mailler kesiliyor. İstanbul'da kalan kız ise endişelenip arkadaşını merak ediyor. Meğer arkadaşının Türkiye'de olduğunu öğreniyor. Sorunun ne olduğunu hiç bir zaman çözemiyor. 'Rahatsızlandım, geldim' diyor kız. Bizimki de saf saf soruyor 'neyin var? ne oldu?' Cevap ağır geliyor. 'Sana hesap vermeyeceğim tabiki'. Bizimki cevabın şokuyla oturup bir mail yazıyor bunca yıllık dostuna. Dostuna söyleyeceğin şeyleri 2 kere düşünmezsin ya.. Dost acı da söyler.. Sever.. Dosttur o, iyiliğini ister. ' Dostluklarda böyle her söylediğini ölçüp tartmazsın, sen benim gerçekten arkadaşım mısın?' yazıyor. Dedik ya Amerika'da bir haller oldu diye, bu mesajın üzerine küsüyor Amerikalı arkadaşımız. 2-3 sene görüşmemek üzere. Yıllar geçiyor, bizim saf yine dayanamıyor, tam da evlenmek üzere  bir düğün davetiyesi yollamak istiyor, ama nasıl karşılanacağını bilmiyor. Bu yüzden arkadaşını facebooktan buluyor ve 'bilmiyorum gelirmisin ama bende bir davetiyen var' yazıyor.
Amerikalı sözde arkadaş ta 'ay çok isterdim, istemezmiyim, Türkiyedeyim ama tüh dönüyorum' gibi birşeyler kaleme alıyor. Bizim saf seviniyor hemen. Ohh barıştım yılların eskitemediği dostumla diyor. Bilmiyor ki aslında o burada, Türkiye 'de ve yalanlar içerisinde kıvranıyor. Ardından bir hediye yollatıyor şöförüyle, halbuki insanlar maneviyat peşinde, 3 kuruşluk hediyeler peşinde değil.
Bizim saf tabiki seviniyor 'ah arkadaşım benim düşündü şu bu... ' Bu arada teknoloji ilerlemiş tabi. Skype çıkmış. Bizim saftirik hemen alıyor bir skype arkadaşıyla konuşsun görüntülü diye. Herşey normal gözüküyor. Yine saatlerce konuşmaya ve kaybettikleri yılları anmaya başlıyorlar. Sonra Amerika'dan güzel bir haber geliyor. Bir evlilik haberi. Bizim saftirik hemen adresi alıyor, çiçekler balonlar yollluyor arkadaşının düğününe. Meğer gün bile yanlış haber verilmiş, çiçek ya gidiyor ya gitmiyor, bir teşekkür bile gelmiyor. Boşuna saftirik demedik ya.. Hala mesaj atıyor bizimkisi 'nasılsın? iyimisin?' mesajları. Gelen cevaplar soğuk, donuk.
Sonra bizim kızımız tatil için bir Amerika bileti alıyor kendine, hemen dostuna mesaj atıyor senin çok yakınına geliyorum diye. 'Buraya gelme sakın kötü buralar' diye bir cevap alıyor. Kendinin bir arkadaşı gelicek olsa günlerce prgram yapar plan yapar, herkesi kendi gibi sanıyor ya bizimkisi.. kafasına azıcık dank ediyor olacakki sonunda kalbi kırılıyor ve 4-5 ay arkadaşına hiç bir mesaj yazmıyor. Vakit geliyor, Amerika'ya gidiyorlar. Deli gibi istiyor arkadaşına 'ben buradayım' demeyi. 5-6 günün sonunda bir mesaj atıyor, 'buralardamısın? özledim.' diye. Tabiki yine yalanlar dolanlar 'ay canım kusura bakma yurtdışındayım'lar. Sonunda bizim Amerika'lı -ağzı dili yok ya kendinin- annesini aratıyor bizim saftiriğin annesine. Yıl 2012, yaş 30. Annelerimizi en son ilkokul 3'te aratıyorduk sanırım.
Saçma sapan bir muhabbet dönüyor telefonda. 'Bizim çevrelerimiz farklı, kızımla görüşmesini istemiyorum' türünden. Bir arkadaşlığı bitirmenin ne kadar ucuz bir yolu. Doğru birisi Amazonlarda kabile hayatı yaşıyor, diğeri Monako'da saray hayatı. Bizim saftirik bir süre ağzını toparlayamıyor yaşadığı şok ile, sonra hazmedemediği bir sinir geliyor üzerine. Oturup facebook'tan mesaj atacak arkadaşına, bakıyor bloklanmış silinmiş. Oturup bir mail yazıyor. 'Yalan dolan dünyanda mutluluklar' diye de imzalıyor altını. Ya okuyor ya okumuyor bilinmez.
Kıssadan hisse şu: Ah canım dostum, çocukluk aradaşım diye bir şey yok. Niye? Çünkü o yıllarda masumiyet var, çocuksuluk var. İnsanoğlunun bastıramadığı o pis duyguları, egoları, kıskançlıkları henüz yok. En çok silgisini kısanırsın o yaşlarda arkadaşının.
Yaş ilerledikçe ortaya çıkıyor tüm kötü huylar, yalanlar, kıskançlıklar. O yaşlarda anlıyamıyorsun, konduramıyorsun. Meğer yıllarca ruhsuz, herşeye alınan, kötü niyetli birine arkadaşım demişsin, bağrına basmışsın. Sana duygularını itiraf etmek yerine kin tutmuş, başına gelen kötülüklere sevinmiş.
Yazık olmuş, senelerini harcamışsın, saatlerini vermişsin onun derdini dinlemeye.

Bu hikayeyi niye yazdım?  Gerçek duygularınızı karşınızdakine söyleyin diye. Ona karşı ne hissettiğinizi, hareketlerinin size ne düşündürdüğünü. 25 yıl emek verilen bir dostluğu 'seninle görüşmek istemiyorum, sen benim anneme yaşlı dedin' gibi bir mesajla bitiren bir insan zaten yıllarca senin dostun olmamış ki. Sen boşa kürek çekmişsin arkadaşlığı canlı tutabilmek için. Ne büyük gereksizlik. Haydi şimdi gidin de gerçek dostlarınıza sarılın.

Bu gereksiz detay hikayeyi de paylaşmadan geçmek istemedim. Gece jet lag oldum, gözüme 1 gram uyku girmeyince, bu hikaye geldi aklıma ve paylaşmak istedim.

2 comments:

  1. yorum yazip vakit harcayacak kadar bile degersiz bi sey bu hikayedeki amerikan kizi,ama iki cift laf edeyim...Birrrr engesiz insanlardan uzak durmakta fayda var,ikiiii bu hikayedeki cevre farklarina gelince cevrem supper ama kendim bi halt degilsem neyleyim oyle cevreyi : -))

    ReplyDelete
  2. ellerine sağlık çok güzel bir yazı hikaye sadece birşeyi mrak ettim olay gerçekmi uydurmamı

    ReplyDelete