Wednesday, July 18, 2012

Blog tatilde :)

Malum çalıştı bütün sene, yoruldu. Hele New York'ta her gün yazı yayınladı. Tatil blog'un da hakkı. Bu yüzdendir ki 4-5 gün oldu neredeyse yeni yazı çıkmayalı. Blog'un sahibesi desen kendini atmış serin sulara, kumlara, parmağını bile kıpırdatmaya üşendiği günler geçiriyor. Ne zamandır deniyorum kendimi, ne zaman tatile çıksam birden bir enerji düşüklüğü, üzerimde 1 ton yük varmışçasına bir ağırlık. Vücut isyanlarda olsa gerek, normal zamanlarda o kadar yoğun çalışıyor, o kadar enerji harcıyor ki, tatili algılar algılamaz bırak beni kendi halime diyor, bırak ta sessizliği dinleyeyim. Ne kitap okumak istiyor, ne birşeyler yazmak. O kadar dergi taşımışım Amerikalardan, kapaklarını bile açmamışım. Beynimin okumaya verdiği reaksiyon belki de. Tamda uçağa binerken yine şahane bir kitaba başlamıştım, o kadar da heyecanlı gidiyordu. Yok. Elime alıp kapağını bile kaldıramıyor bünye. İşte dostlar 4 gündür bu haldeyim. Ne yapıyorsun derseniz, deniz, havuz, yemek ve House. House dediğim ev olan House değil, doktor olan House. Şu benim gözümü kırpmadan izlediğim dizim. 7. sezona geldim sonunda, 1 sezon kaldı bitirmeme. Yerimden kalkmadan izlemeye devam edersem zaten 2-3 güne bitecek dizim ve o zaman mecbur kitaplarıma kalacağım. Tembelliğin tavan yaptığı ve yan gelip yatmanın maksimumlara vardığı bir dönem geçiriyorum. Eskide güneşin altında yatardım saatlerce bronzlaşırdım, şimdi artık güneşte durmuyorum bile. Varsa yoksa klimayı aç, kanapeye çök. Bu da böyle bir tatil oldu ne yapalım. Beynimin komutlarına harfi harfine uyuyorum bende.
Tabi bir de kaldığım yerin civarındaki her yeri keşfetmiş ve doya doya gezmiş olmanın verdiği bir rahatlık var. Kalkan benim neredeyse 15 yıldır gidip geldiğim bir yer. Eskiden kuzenlerimle gelirdik, ne gündüzleri boş otururduk ne geceleri. Tarihi yerlerini, plajlarını geze geze keşfettik. Kahkahasız bir günümüz geçmezdi. Sonra eşimle gelmeye başladık, onunla da arabaya atladığımız gibi keşiflere başladık. Şu yoldan sap bakayım ne varmış, şurada ıssız bir sahil görüyorum, haydi keşfedelim derken adım atmadığımız yer kalmadı. Caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı Patara Plajı, Türkiye'nin ilk 10 doğal plajından biri Kaputaş Plajı, tekne turlarında keşfettiğimiz turkuaz mavisi koylar, Kaş'ın karşısındaki Üçağızlar koyları hatta ve hatta bir Yunan adası olan ve Kaş'tan 20 dakikada geçilen Meis. Daha sonra Ölü deniz'i, Fethiyeyi keşfe başladık, oradan tekne turları aldık, mağraları gördük. Plajlar bize dar gelmeye başlayınca dağlara tepelere çıktık, islamlar köyü'nü keşfettik, köy kahvaltıları bulduk, Bezirgan yaylalarına çıktık, birilerinin sofrasına misafir olduk. Saklıkentlerde yürüdük, her restoranı denedik. Eşim dalış yaptı, ben suyun yüzeyinde onun çıkmasını bekledim, su sporları denedik, neler neler. Ne enerji ama değil mi? Bana da çok uzak geliyor şuan, hele altımdaki kanape bu kadar rahatken. :)
Tatilin her türlüsü güzel, yayılmalısı da yayılmasızı da.
Düşüncelerinden arınmak, tüm kışı gözden geçirmek, muhakemelerini yapmak için ideal.
Birde annem ve babamla tatil yapmayalı yıllar olmuş, eski yıllardaki gibi akşam giyinip yemeğe iniyoruz, sohbet ediyoruz, sabah kahvaltı sonrası türk kahvesi seanslarımızı yapıyoruz.
Bu boşluk, sakinlik, dinginlik ve huzur hepimize iyi gelecek sanırım.
Umarım herkes bir yerlerde benzer duygular ile tatilin keyfine varıyordur.
Deli gibi geziyor olsanız da, sadece sessizliği dinliyor olsanız da tatil güzel.
Tatil kötü olur mu hiç?
irem..

No comments:

Post a Comment