Thursday, August 2, 2012

Sultan'ı öldürmek / Ahmet Ümit

Kitap kulübümüzün Eylül toplantısı için seçtik bu kitabı. Yaz okumamız yani. Kitabı bildiğimizden değil yazarı sevdiğimizden. Bir çırpıda okuyup bitirdiğimiz İstanbul Hatırası'ndan sonra yazar Türkiye'deki sayılı polisiye yazarlarından biri olarak oturdu kalbimize. Tam tahtını kurmuştu ki kalbimize, Komiser Nevzat'ın hayatını yazmaktan sıkıldığını ve yeni bir teknik denediğini söyledi. Hayır sıkılmamalıydı oysa ki.  Kimi yazar ve yönetmenler devamlı kendilerini tekrar ettikleri için bir süre sonra popülarite kaybı yaşarlar ya da yaşamaktan korkarlar. Oysa bu onları daha kötü bir beğenilmeme girdabına sürükleyebilir. Yeni denediği teknik başarılı olmayabilir. Tıpkı Ahmet Ümit'in son kitabı Sultan'ı Öldürmek'te olduğu gibi. Koskoca bir yazarın karşısına çıkıp 'olmamış Sayın Ümit' demek kimsenin haddine değil tabiki, ama bir Dostoyevski kadar başarılı bir psikolojik cinayet romanı yazmak ta herkese nasip olmuyor belli ki. Zira son romanında yazarın baş ucu kitabı Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sı ve engin tarih bilgisi olmuş.
Hani kuru bir galeta atarsın da ağzına o galeta ne yapsan gitmez, su iç, çay iç, helak olursun onun kırıntılarını temizlemek için ya? İşte Ahmet Ümit'in son romanını da aynen böyle ittire ittire hatta itekaka okudum. Olmadı, gitmedi, ilerlemedi.
Psikojenig füg hastalığına sahip bir tarih profeserünün yaşadığı hafıza kaybı ataklarından biri esnasında işlenen bir cinayet ile başlıyor kitap. Ve 4 günlük bir süreç boyunca 'ben miyim? değil miyim? galiba benim, yok yok kesin değilim' ikilemi içerisinde geçen bu sürecin yanı sıra Fatih Sultan Mehmet'in acaba kendi eceliyle değil de oğlu tarafından mı zehirlendiği sorusuna cevap aranıyor. Yaklaşık 6-7 bölüm süren Rumeli Hisarı ve eski surlar gezisi 'yettteeeerr' diye çığlık attırıryor bana. Artık yutkunma zorluğu çekiyor ve ilerleyemiyorum. Ortada 2 şüpheli var, ama belli ki kitabın en başından beri şüpheli onlar gösterildiği için aslında onlar değiller buna o kadar eminim ki... Aradaki detaylar o kadar yapmacık ki.. 
(Saçma bir bakkal karakteri- Çok bilmiş bir psikolog olan Şaziye- birden ortaya çıkan yer altı mafyası- Yaşlı profesör'ün başına gelenler, mektup açacağının saçma bir şekilde ortaya çıkışı, çeşm-i lal'in akibeti, polislerin yapmacık konuşmaları, Gay karakter üzerine yapılan saçma sapan yorumlar, kutsal kase'nin şövalyeleri gibi Fatih Sultan Mehmet tarikatı varmış gibi gösterilen dizi cinayetler ve her şeyden önemlisi profesörün iç sesi... bunları tek tek toplandığımızda tartışmak isterim.) 
Birde öyle bir bitiş bitiyor ki bence o tarz sonlar edebiyat dünyasınca yasaklanmalı. 
Bir Lost bittiğinde böyle eblek gibi kalmıştık, bir de bu kitapta heralde. 
'Eeee ne oldu şimdi bitti mi?' sorusunu sormaktan kendimi men ediyor, son sayfayı bir daha okuyorum. 
'Bunun için mi çektim bu kazar ızdırabı?' diyorum. 
Açıkçası Fatih Sultan Mehmet'in de İstabul'u fethini anlatan eserlerin modası en son geçen sene çevrilen 1453 filmi ile bitti.
Normalde arkadaşlarımı etkilememek için kitap toplantımızı yapmadan bu yazıyı yayınlamazdım ama daha çok var taze taze yazmak iyidir diye düşündüm. 
Bence Sultan'ı Öldürmek polisiye, iç yolculuk ve tarih severler için değişik bir deneyim olabilir. 
Ben ise yazarın diğer kitaplarına yönelin derim. 'Bab-ı Esrar' veya 'Beyoğlu Rapsodisi' örneğin. 
Emin olun sıkılmazsınız. 
Güzel yaz okumaları herkese... 

No comments:

Post a Comment