Saturday, September 1, 2012

Bir güzel insan...

Bugün hayatımın en güzel hediyelerinden birini aldım. Birinin benim için verdiği emekti o.
Hediyeyi veren kişi ise 'iyiki hayatımda bir yeri var' diyeceğiniz altın kalpli bir melek. Sanki allah onu dünyaya insanlara iyilik dağıtsın diye yollamış, kimin hayatına girse aydınlık getiren biri. Benim lisedeki ingilizce öğretmenim aynı zamanda. Gülsen Hoca o. Malum mezun olduğunuz okulda ilk iş deneyimimi yaşadığım için beni çocukları kadar sevip bağırlarına basan 3 ingilizce hocamdan biri. Beni hem gururla bağırlarına basan, hem eğitmekten öğretmekten hiç sıkılmayan o güzel 3 insanı bilir beni tanıyan herkes. Gökten 3 elma düşmüş hikayesi gibi oldu biraz, neyse sadede geliyorum. Nerede kalmıştık? Hediye diyordum. Bugün kitap kulübümüzün toplantısına elinde kocaman bir paketle geldi Gülsen Hocam, her sorana da 'başkana getirdim' diyor. Allah allah başkan da benim ama hayırdır derken Gülsen hoca uzatıveriyor paketi bana. Bunu senin için yaptım diyor ve doğumgünümü kutluyor. Bundan 2 sene önce Gülsen hocama demişim ki: Salonuma bir çingene kızı tablosu istiyorum. Gerçekten de o günden bugüne hiç geçmeyen bir çingene kızı tablosu arayışım devam ediyordu. Benim altın kalpli Gülsen hocacığım bunu unutmamış, oturmuş sayfalarca bütün çingene kızı tablolarını, ispanyol kızı tablolarını araştırmış araştırmış ve sonunda gönlüne yatan birşey bulmuş, başlamış o öpülesi elleri ile resmi yapmaya. Resmi birde güzel çerçeveletmiş, notunu da iliştirmiş ve bana getirmiş bugün. Benim gözler hemen doldu tabi. Gülsen hoca da 'ah yoksa beğenmedin mi' demez mi. Beğenmemek ne kelime, benim için birisi oturup emek harcamış, torunlara bakacağı saatten çalmış, beni düşünmüş yaparken. Ne büyük bir mutluluk değil mi? Sanki bana Klimt'in en sevdiğim 'The Kiss' tablosu hediye edilmiş gibi hissettim kendimi. Koşa koşa eve geldim astım salonuma, sonra yerini beğenmedim, başka duvara astım, biraz seyrettim ve hemen bu yazıyı yazmaya koyuldum. Dünyadaki en güzel şey birinin sizi düşündüğünü ve sevdiğini hissettirmesi. Gülsen hocam aynı zamanda blogum en en sadık takipçisi olarak hiç üşenmeden her yazımı okur ve bana yorumunu mail atar, böylede kibar bir hanımefendidir kendisi. Ben yazı yazmaya 1 hafta ara verince dayanamayıp kendisine mail atmıştım. 'Gülsen Hocadan mail gelmeyince hayat çok sıkıcı oluyormuş' diye. Eşe dosta eli boş gitmez, kendi ördüğü güzel sabunlukları vardır ki eminim her kızın çeyizinde vardır onun el işleri. Kimsenin özel gününü atlamaz, hal hatırsız kimseyi geçmez. Kendisi emekliye ayrıldıktan sonra düzenli olarak her bizi ziyarete geldiğinde simitsiz puaçasız gelmezdi. Çay saatlerinin de vazgeçilmeziydi anlayacağınız. Kendisi tahmin edeceğiniz üzere hassastır, herkesi kendi gibi melek sanar, bu yüzden kolay incinir, belli etmez. Öyle de vakurdur. Onu incitmek hayatta başınıza gelmesini istediğiniz en son şeydir.
Onunla yaşanmışlıklarımız bu yazıya sığmaz. Hele hele insanlara dokundurduğu sihirli değneği ile yaptığı yardımlar cümlelere sığmaz. O yüzden yazımı burada kesiyorum ve ona her zaman kurduğum cümleyi bir kez daha huzurlarınızda tekrarlıyorum. 'Gülsenn hocacımm, siz bir meleksiniz.'
Çok teşekkür ediyorum emeklerinize..
Dilerimki hepinizin hayatına bir gün bir Gülsen hoca gelsin.
Sevgiler;
irem


1 comment:

  1. Valla Gülsen okuyunca gözlerim doldu bak sen de oku deyince dayanamayıp okudum ve bende gözlerim dolarak okudum son satırları. Ne mutlu sana ve bize...

    ReplyDelete