Tuesday, September 11, 2012

Okulun ilk gününü devirdik...

Bir laf vardır hani 'başlamak bitirmenin yarısıdır' diye, işte öğretmenlikte de aynen böyledir bizim için senenin başı. Siz 1 Ocak gününü senenin ilk günü sayarsınız, biz okulun açıldığı 10 Eylül'ü.
Siz Haziran ayı için 'bu yazın başı' tabirini kullanırsınız, biz 'geçen sene sonu' deriz. Sizin ajandalarınız Ocak'tan başlar, biz Ağustos ayından başlayan 'akademik ajanda' ararız. Her Eylül ayı geldiğinde siz belki de tatil yerlerinin en güzel zamanları olan sonbahar'ı geçirmeye yola çıkarsınız, biz ise gardrobu iş moduna çevirip, kışlıkları çıkartırız. Öğretmenlik bu. Her sene stres çektirir adama, Eylül 1 dedin mi, geçmez o günler bir türlü, heyecan çekersin acaba sınıfına yeni hangi yüzler gelecek diye. Her sene her sınıfın dinamiği farklıdır çünkü. Kimi sınıf çok hareketli çıkar, kimini bir haylaz çıkar kudurtur, kimini bir çalışkan çıkar kendine benzetir. Kimi çok konuşur kimi az.. Sınıf dinamikleri çok ilginçtir. Aynı dersi 2 farklı sınıfta işleyemezsin. İşte bu sebeptendir ki merak edersin bu sene başına gelecekleri.. diyaloglarınızı.. her seneye damgasını vuran sınıf espirilerini..
İş başladımı artık düzenli hayattasın demektir. 'Gece eğlenmeye gideyim, sabah masamda çaktırmadan uyurum ne olacak' mantığı yoktur öğretmenlikte. 8.00 dedin mi karşılarında dikilip, pırıl pırıl giyinmiş olarak enerji dolu selamlaman lazım öğrencilerini. Bu yüzden de Eylül 1 dedin mi başlarım ben erken yatağa gitmeye. Artık gece 3'e kadar oturup film izlediğin yaz geceleri çoktaann geride kalmıştır çünkü.. Yeni güzel bir sene bekliyordur seni.
Okullar açılmadan önceki son cuma günü, sınıfıma girip son kez baktım. Pazartesi zil çalmasıyla bu sıralar dolacak ve yoğun maraton başlayacaktı. Haftasonumu da ilk haftanın planlarını bitirmekle, sınıf listelerimi yapmakla geçirdim. Çocukların resimlerini inceledim tek tek. Kimbilir ne büyük heyecan yaşanmıştı her ailede. Her biri Türkiye 1.si olmuş pırıl pırıl 200 çocuk. Ne sevinçler, ne diyaloglar yaşanmıştır hayalini kurdum biraz.
Pazar günü geldiğinde artık heyecan dolu bir gün beni bekliyordu, yerimde zor duruyor, bir an önce eve gideyim yarına giyeceğim şeyleri hazırlayayım, oje süreyim, saçıma başıma bakayım modundaydım. Alarmımı normalden erkene kurdum, ve kendime güzel bir sene dileyerek yattım.
Sabah o ilk ders yok mu? 'homeroom' dediğimiz her sabah derslerden önce yaptığımız sınıf saatine bir girdim ki.. 18 tane gözlerini bana dikmiş bakan genç. Ben heyecanlı onlar benden daha heyecanlı.
Biz eskiden hocalarımızın okula taptığını, hiç tatil olmasın diye dua ettiklerini ve bizi umursamadıklarını düşünürdük. Sonradan farkettim ki aslında öğretmenler de tatil olsun diye dua ederlermiş. Acaba çocuklar benim hakkımda nasıl bir kanıya varmıştı? Neşeli? Sert? Çok konuşan? Sevecen? Heyecan dolu? Sıkıcı?
Siz istediğiniz uğraşın nasıl görünmek istediğinize, karşıdan algılandığınız kadarsınız. Ve o ilk izlenim yok mu? Onun kadar önemli bir şey olamaz.
***
İlk saniyelerde verdiğimiz kararlarımız genelde en kesin ve en doğru kararlar diyordu Malcolm Gladwell- Blink kitabında. Bilmem kaç milyon dolarlara satın alınan ve eski Yunanlılardan kalma olduğu düşünülen bir heykel mevzu bahisti. İnsanlar bu heykel üzerine kongreler, konferanslar düzenliyordu, dünyanın 4 bir yanından en ünlü küratörler, bilim insanları geliyor heykeli inceliyor fakat bir türlü bir kanıya varamıyorlardı. Oysa aralarında 3 kişi vardı ki.. Onlar çoktan emindiler heykelin sahte olduğuna. Niye? Çünkü heykeli gördükleri ilk 3 saniyede akıllarına gelen kelime/ his 'yeni' ve 'yenilik' ti. Bir diğeri 'fresh' demişti, yani taze. Beni o kadar etkilemiştir ki bu kitap. Öss'ye hazırlanırken dershane hocalarımız bize benzer bir öğüt verirdi, sorunun cevabını ararken kayboluyorsun, oysa ilk aklına gelen şık doğrudur derlerdi. İşte Gladwell de buna 'snapshot judgement' diyor. Yani anlık izlenimleriniz.
Nedense okulun ilk günü aklımda hep bu hikaye vardı.
Neticede sağ salim atlattık ilk günümüzü. Bu sabah (2. günümüzde) sınıfa girdiğimde çoğunun yüzü gülüyordu.
İlk gün stresi bitmişti... Yani biz aslında senenin yarısını atlatmıştık.
Sanki önümüzde o karneler, o projeler, o romanlar yoktu okutulacak. Senenin ilk günü geçmiş ve işin yarısı bitmişti.
Mutlu ve huzurlu bir sene olsun hepimize... Sevgiler..
irem..

No comments:

Post a Comment