Saturday, October 20, 2012

Esmeralda

Bir çingene kızıydım dün. Hayatını Paris sokaklarında dans ederek kazanan, bütün erkekleri dansıyla kendine hayran bırakan güzel Esmeraldaydım. Ünlü Notre Dame Katedralinin başpiskoposunu bile kendine aşık eden, uğruna canlar feda edilen güzel ve alımlı Esmeralda. Katedralin kambur ve çirkin zangoçu Quasimodo tarafından ölümden kurtarılan fakat yine de o kaçınılmaz sona varan hüzünlü ve kısmetsiz Esmeralda. Lise yıllarımda keşfettiğim ve okudukça daha çok ruhuma kazınan bir romanın karakterinden bahsediyorum. Victor Hugo'nun ölümsüz eseri Notre Dame'ın Kamburu romanının baş karakteri güzel çingene kızı Esmeralda ile adeta bütünleşmiştim o yıllarda. Fransızca bilmediğim halde sular seller gibi 'Belle' şarkısını söyler, ingilizce sözlerini çıkarırdım. Hep ihtiyaç duyduğumuz, aradığımız o kurtarıcının gelmesine rağmen hayatımızda kaçınılmaz sonların olduğunu düşünürdüm hep. Paris'e her gidişimde o muazzam katedrali ziyaret eder, kafamı usulca yukarı kaldırır ve Quasimodo'nun oralarda gezindiğini, heykelden heykele atladığını hayal ederdim hep. Çok yakın bir dostum Katedral'in çanına yürüyerek çıkmıştı, onun bu macerasını heyecanla dinlemiş ama kendim bir türlü en üste çıkmaya cesaret edememiştim. Sanki Quasimodo'nun Esmeralda'yı sakladığı yer hayalimdeki gibi öylece kalsın istedim, o kafamdaki hayali asla bozmak istemedim yıllarca. Taa ki bir gün oraya tırmanana kadar.
Sonra büyüdüm, başka romanlarla tanıştım, haliyle bir kenara itilip kaldı Esmeralda. Öğretmen olduğum ikinci senemde roman tekrar su üstüne çıkmış olacakki öğrencilerimle sahneye koymak istedim bu ölümsüz eseri. Sonuç: bir sahnem yoktu, kulisim bir kızlar tuvaletiydi ve ben bir anfide oyuncak bir kaç kılıç, 3-5 kostüm,ve kendi yaptığım bir Enrico Macias CD'sinden şarkılar çalıyor ve kendimce oyun sergiliyordum. Çok güzel bir Esmeraldam vardı, dans etmeye çekiniyordu ilk başlarda. Prodüksyon küçücüktü ama olsun kendimce büyük bir adımdı.
Aradan seneleeerr geçti, şuan çalıştığım okulda bir 'okuma haftası' düzenlemeye karar verildi.
Öncelikle favori 3 kitabımızı kapıya asmamız istendi, geride bıraktığım 20 seneyi düşündüm de.. Onu mu yazsam bunu mu yazsam derken okuma ağacı geldi, üzerimizde en çok etki bırakan kitapları yazdık, okuma saatleri yapıldı, herkes sevdiği kitaptan pasajlar okudu. Müthişti!
Sonra haftaya damgasını vuran son aktivite ilan edildi.
Cuma günü herkes okula en sevdiği kitap karakteri olarak giyinip gelecekti.
Önce biraz Google'ın başına oturdum, kolay yapılabilecek kostümler düşündüm. Bulamadım. Sonra dedimki kendi kendime, olay kostümde değil ki, olay kalbinin hangi karakterle attığında.. Aklıma ilk Romeo'nun güzel Juliet'i geldi. Saçlarım uzun değildi, ve eski kıyafetler bulmakta zorlanabilirdim.
Juliet birden beni alıp Esmeralda'ya götürdü.. Hem kalbimin derinliklerinde yatan bir karakterdi, hemde her kadının dolabından birkaç Esmeralda çıkarabilirdiniz.
Voila!!!!
O sabah evden çıkıp arabaya binerken insanların bakışını görecektiniz, taa ki Robert Kolej sınırılarına girene kadar. Kendimi içeri attıktan sonra herşey normal karşılanacaktı biliyordum. Çalışanlardan, öğretmenlere, öğrencilere kadar herkes katkıda bulunmuş ve özdeş karakterleri ile gelmişlerdi.
Harry Potterlar mı ararsınız, Shakespeare karakterleri mi.. Star Wars'lar Buddha'lar, bütün gün okulda yalın ayak yürüyen Hobbitler, Kırmızı başlıklı Kızlar, Sherlock Holmeslar... Rengarenk bir okul...
O gün rutin dersimi işlemedim, sadece konuştuk. Bütün edebiyat dünyasındaki karakterlerden bahsettik, niye onları seçtiğimizden, yazarların niye bu karakterleri yaratma ihtiyacı hissettiğinden... Zamanımız yetmedi bile.. O gün su gibi aktı geçti..
Robert Kolej yine güzel bir aktiviteye imza attı.. banada geriye bu fotoğraflar kaldı :)


Evden çıkmadan :) 
Esmeralda, Harry Potter'dan
Professor McGonagall ile birlikte

No comments:

Post a Comment