Saturday, November 24, 2012

Kitap fuarına gidiyorum, gidiyorum, giiiittttiim ..

Kendimle çelişiyorum. Kitap fuarına  gitmek ya da gitmemek işte bütün meselem bu. Bir 'bibliophile' olarak gitmemek gibi bir şey söz konusu mu? Zaten 3-4 senedir gitmemişim. Etrafıma bakıyorum da gidenler zafer kazanmış gibi anlatıyor. 'Ben 2 sene önce gittiimm' cümlesi en büyük kıskançlık sebebi.
'Fuar Odakule'deyken rahatça giderdik' en büyük ayıplanma ve dışlanma sebebi.
Çelişkimi yazar adayı bir arkadaşım bana kahvaltıya gelerek sonuçlandırıyor. 'Çok uzak, çok ızdıraplı ama sen yine de git gör' diyor. Aldığım motivasyonla ertesi gün sabah yola çıkmaya karar veriyorum.
'Arabayla sakın gitme, metrobüs ile son durak Tüyap' diyenleri de dinleyerekten, sabah 9.40 gibi metrobüse adımımı atıyorum. Saat 10.40' ta bindiğim metrobüs son durak olan Avcılar'a varıyor. Aktarmamı da başarıyla yapıyorum, benden mutlusu yok, ayakta gidiyorum ama inatla mutluyum. Avcılardan sonra bakıyorum Tüyap'a varmak için neredeyse bir 15 durak daha var. Zaten okuma oranı en düşük ülke seçilip duruyoruz, bir de gidip kitap fuarını İstanbul sınırlarının dışına kurmuyorlar mı? Biz show'u seven milletiz, AutoShow'a hurraa ailecek gider arabaları seyrederiz ama iş kitaba geldi mi orada duruyoruz. Okumuyoruz. Okutmuyoruz. Okuyanlarla dalga geçiyoruz. Geçen gün süpermarkette bir sepetin içine 5TL fiyat etiketi ile çok kalın kitaplar yığmışlar. 2 güvenlik görevlisinin konuşmasına şahit oluyorum. 'Hem 5 Liramı vereceğim hem de başka işim yokmuş gibi bu kitabı okuyacağım, parayla işkence'. Ve ardından patlayan kahkahalar. Durum bu kadar vahimken sen birde fuarı git şehir dışına kur ki kimse gidemesin. Öyle yerler geçiyoruz ki bazı isimleri ilk kez duyuyorum.  İnanın indiğim yerin neresi olduğunu bilmiyorum. Yaşadığım şehrin bir ucuna 1.5 saatte varmanın şokundayım hala. Meğer ben kendime bir çember çizmişim ve çemberimin içini İstanbul sanıyormuşum.
Çelişkiler.. karmaşık düşünceler içerisinde fuara vardığımda müthiş bir kitap kokusu karşılıyor beni.
Huzur içerisinde elimde haritam ile standları gezmeye başlıyorum. Çok güzel indirimler var her yayınevinde. Yüzde 20 göstermelik indirim. 2-3 kitap birden aldığınızdan kafadan yarı fiyatına indiriveriyorlar. En sevdiğim 3-4 yazarın geçmişe dönük okumadığım kitaplarını alıyorum. Yeni kitapları inceleyecek kadar rahat değilim. Hem sağdan soldan tüm İlkokul, Ortaokullar hücum etmiş, yüzlerce çocuk itiş kakış koşturuyorlar. Hem de elimdeki torbaların sayısı gittikçe artıyor. Ortalıkta koşturan çocuklar dışında, sadece bakınmaya gelmiş bir kitle, belki bir yazar görürüm diyen bir kitle ve sabırla yeni kitapları incelemeye gelmiş bir kitle de var. Ellerim gittikçe ağırlaşmaya başlayıp çantamı taşıyamaz olduğumda artık çıkma vaktimin geldiğini farkediyorum. Dönüş yolu tam bir ızdırap. 1.5 saatte tekrar Zincirlikuyu'ya varıyorum. Şehirlerarası seyahat etmiş gibiyim. Sersemlemiş, yorgun, bitkin... Adeta savaştan çıkmış gibi. Neticede iyiki gitim gördüm diyorum ama bir daha da ancak yazar kimliğimle giderim diye kendi kendime karar veriyorum. Tabi kısmet olur bir kitap çıkarırsam..
Gözünüz alıyorsa yol yakınken ve daha önümüzde koca bir haftasonu varken gidin görün derim, sonrasında bana atış serbest :)
İrem :)

No comments:

Post a Comment