Monday, November 5, 2012

Twitter, edebiyat, son zamanlar..

Bugün Twitter'da dolaşırken çok hoşuma giden bir blog yazısına rastladım Parantezler isimli bir blog'da. Kafka'nın Dönüşüm (Metamorphesis)  isimli meşhur romanını bilen bilir, George Samsa bir sabah uyadığında böceğe dönüştüğünü farkeder, vücudu, sesi, el ve ayakları tamamiyle değişmiştir. Kimse ne konuştuğunu anlamaz, hayatını kanape altında geçirmeye karar verir Samsa. Ve olaylar bunun etrafında gelişir. 
Bu hikayeden yola çıkmış blog yazarı. Bir gün Samsa uyandı, kendinin bir böceğe dönüşmüş olduğunu farketti... ve hemen bunu tweetledi.. 'Hayat beni feci ezecek, bir böceğe dönüştüm..' yazdı. Kimse onu Retweet yapmadı... favorite yapmadı... Hikayede böylece kaynadı gitti.. bitti.. 140 karakterlik o kutucuğa yazdığın hikayen bir sabun köpüğü oldu uçtu. Belki de bir Kafka olacaktın, şansını kaybettin.
Twitter'ın yaratıcılığı desteklediği doğru, en doğru bilgi kaynağı olduğu, hayatın orada aktığı, ve hayatımın yüzde 50'sini orada geçirdiğim de doğru. Az önce baktım 7000 üzerinde tweet atmışım, ne yapmışım ne etmişim geçmişe yönelik neler yazmışım hatırlamıyorum bile. Uzay'daki siyah bir boşluğa yaz gitsin kelimelerini. Harca boşa 140 karakterlik cümlelerini. Oysa bir Ernest Hemingway olabilirdik belki, ne diyordu kendisi dünyanın en kısa trajik hikayesinde 'Satılık bebek patikleri: az kullanılmış.
İnsanlar bu küçücük minicik hikayenin üzerine kafa patlatıp sayfalarca yorum çıkarırken biz harcayıveriyoruz en güzel hayat hikayelerimizi Twitter'da. 
Her ne kadar bağımlı gibi görünsem de bazen çok düşündürüyor sosyal medya beni. 
Bir yanım bütün bu teknolojik uygulamaları kullanmamı söylerken diğer yanım İskoçya'da bir sanat festivalinde kalmış gibi kağıt istiyor, kalem istiyor, kitap kokusu istiyor. 
Geçenlerde bir iş arkadaşım 'çok şaşırıyorum hala bir Kindle almadığına' dedi örneğin. Kindle şu Ipad'e benzeyen, içinde elektronik kitaplardan kütüphane oluştabildiğin çok kullanışlı bir icat.
1. Niye Kindle almalıyım? Kitapların sayfalarını karıştırmak, altını çizmek, boyamak, not almak, ve sayfaları karırşırırken burnuma gelen o koku dururken..
2. Niye Kindle almam gerektiği düşünülüyor? Çok okuduğum için mi? Çok teknolojik gözüktüğüm için mi? 
3. Niye Kindle almıyorum? Çünkü bir o eksik başımda! 
Ara sıra değişiklik yapmak istediğimde zaten Ipad'ime kitap yüklüyorum. Örneğin Kitap kulubümüzün Mart ayı kitabı Oğuz Atay'ın 1000 sayfalık başyapıtı 'Tutunamayanlar'. Etrafta kiminle konuşsam zor bir kitap olduğunu ve yavaş okunduğunu kabul ediyor. Bende düşündüm taşındım o kadar ağır kitabı devamlı elimde taşımamak için gidip dijital kopyasını indirdim. Şimdilik bu kadar yenilik yeter bana. 
Anlaşılacağı üzere böyle uçlarda gidip geliyorum. 
Bir Hemingway olmayacağımı bilsemde, yinede düşündürdü yukarıda bahsettiğim yazı beni. 
ve blogumu ihmal ettiğimi fısıldadı kulağıma.
Belki daha çok yazmam gerektiğini..
Okullar açıldığından beri öyle bir yoğunluğun içindeyim ki, bazen yazı yazmayı düşünecek vakit bile kalmıyor.
Eve geldiğimde mutlaka kafayı dağıtmak için 1-2 episode South Park izliyorum. Bu arada edebiyat öğretmeni de olmak kolay değil oku oku oku ki çocukların hızına yetişesin. Mesleki yayınları blogları takip et, uykun gelsin ve hoop yatağa.. 
5 haftada bir yaptığımız kitap klubümüz var bir diğer yanda. Bu ay Ahmet Hamdi Tanpınar'dan 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' isimli kitabı okuduk, kolay değildi, çok zorlandım ama değdi. Sonuçta bir başyapıt bitirmek gibi güzel bir duygu var mı? Hemen akabinde meşhur japon yazar Murakami'ye merak sardım.  Yeni başlamama rağmen okurken büyük keyif alıyorum. Tabiki düşüncelerimi de paylaşacağım en kısa zamanda. 
İşte hayat böyle akıp geçiveriyor şimdilik. 
Daha sık görüşmek umuduyla...
irem..



No comments:

Post a Comment