Thursday, November 8, 2012

Yılların yenemediği düşman: Grip ve gribal sorunsallar

Grip ile hiç bir zaman anlaşamadık, doğamız uyuşmadı. Ne o bana iyi davrandı ne ben ona, yıllardır azılı düşmanlarız. Kendisini yenmek için başvurmadığım yöntem kalmamasına rağmen bir türlü yenebilmiş değilim. Bir de üstüne hiç grip olmayan sevgili eşim ve iki kez hapşuran iki kez öhö öhö yapıp 'ay şekerim bir ıhlamur tarifim var, her derde deva' diyen sevgili arkadaşım var tabi. Yahu arkadaş ben bir grip oldum mu gözüm bile açılmıyor, ağrıdan sızıdan kıvranıyorum, bir halsizlik, bir ateş, yataktan kalkıp 2 adım atsam yere yığılıyorum.
Böyle bildiğin 3. dünya ülkesi vatandaşı gibi vitaminsiz, halsiz, çaresiz bitap düşüyorum. Sen kalkmışsın bana 'zencefil illa taze olacak, tarçın çubuk olacak' bilmem ne.. Benim çubuk tarçınlık halim kalmış sanki.. Sabah bir kaşık bal yuttum mu hiç birşeyim kalmıyor demiyorlar mı birde, iyice deliriyorum. Ama Teraflu? Tylol hot? Antibiotik? Yooo...
Yıllardır ne çile ne çile bilseniz a dostlar, immunexlere mi başvurmadım bağışıklığım güçlensin diye, çinko hapları mı yutmadım. Redoxonlar C Vitaminleri desen bende gani gani.. Birde her gittiğim ülkeden toparlarım avuç avuç ilaç vitamin. Hani bir tanesi iyi geliyor bulsam, ilacım bittikçe gidip geleceğim o memlekete o derece. Hele bu sene Amerika'dan aldığım vitaminlere çok bel bağlamıştım, en meşhur iki vitamin markası, ikiside bombardıman şeklinde yüklüyor vitamini. Suya atılanı, çiğneneni  derkeeeeennn mevsim geldi ve çattı. Ve ben yine yatak döşek. 
Grip aşısı olayım desem, en berbat gribimi aşı olduğum sene geçirmiştim. 
Artık eşşek gribi, keçi gribi, katır gribi, deve gribi ne ararsan bende. Mikrop kendini modifiye edip sinsi sinsi yine buluyor beni yine buluyor. Bir sene alternatif tıbba sarmıştım, ekinezyalar, kuşburnu çayları, aman efendim sinameki otunu al, posasını çıkar göğsüne sür derken küçük çapta bir bronşit geçirdim, astım tetikledi derken yine tıpış tıpış elime tutuşturdular 'inhaler'ı. Sabah öğlen akşam ağızdan çek babam dur. Toplantılar ve uzun dersler kabusum olmuştu.
Bende şans çok ya.. Tam düğünüm öncesi (bende kafa Ocak ayı evlenirsen!) Bende bir faranjit ses gitti mi sana, üstüne bir ağır grip. Antibiyotikleri bastılar, onlarda zehirledi mi bir güzel.. Haydii koştur serum taktır, iğne ol neymiş gelin olucaz. Tabi o kadar veremli gibi dolaşmaya birde kilo vermişim, gelinlik üzerimden düşüveriyor. Ben ağlıyorum, bir yandan iğne oluyorum, bir yandan terzi geliyor gelinlik daralıyor. Ah grip ah! 
Bir domuz gribi var dediler, aman allah Tamiflu peşine düştük. Şehir efsaneleri çıktı, aslında her gribe iyi gelen ilaçlar varmışmışta, piyasaya sürmüyorlarmışmışta, bağışıklık kazanmayalımmış.. Eş dost tanıdık eczacılardan Tamiflu bulup istifliyoruz, hani Will Smith'in filmi gibi herkes ölecek dünyada bir tek biz kalacağız o bir kutu tamiflu sayesinde. 
O sene biz Amsterdam'a tatile gidiyoruz, tam domuz memleketine. Havaalanlarında termal kameralar kurdular, ateş ölçüyorlar, ateşin varsa yallah ülkene geri. Maskeler dağıtıyorlar. Bende uçağa biniyorum maskemle. Ne manyaklık! Hostes geliyor yanıma 'bir hastalığınız mı var?' diyor. Yok kardeşim domuz gribi bulaşmasın diye. Eee dedik te ne oldu? Tam tatil ortasında bende bir boğaz ağrısı, bir öksürük, göğsüm çıkacak sanki yerinden, akciğerlerim ortaya çıkıverecek. Arkadaşımın eşi de dalga geçiyor 'ne büyütüyorsun, şu an dünyada öksüren bilmem kaç milyon kişiden birisin' diyor. Şaka mı yapıyorsun arkadaşım sen! Bildiğin kaptık domuzun gribini. Eşimde beni alışverişe sokuyor, mağzaya girince öksürüğüm kesiliyormuş. Hıh onlar dalgasını geçe dursun, biz şifayı kaptık, geldik 10 gün yatak döşek. 
Almışlar beni karantinaya, domuzun gribini kaptık ya, annem kapıdan beyaz bayrak sallayarak odaya girecek neredeyse, kızılhaç çadırına taşıyıp makinaya bağlanıcam o derece. 
İşe dönüncede tipik iğneleyici iş arkadaşı modları 'ohh sen gezdin, hastalığını biz çektik' demeler. 
Hay allahım beni domuza döndürseydin de domuz gribi olmayaydım diyor insan içinden. 
Şu en başta basettiğim arkadaşım (çok yakınımdır) var ya, hani ıhlamuru içince iyileşeceğimi sanan optimist yaklaşım.. Bu en son gribimde yine aradı, saolsun hergün araşırız. Yine tutturmaz mı tarçında tarçın zencefilde zencefil.. Hay o tarçınlar yağsın üzerine dedim en sonunda dayanamayıp. Ölüyorum arkadaşım ateşim var bana parasetamol getirin.. 
Neticede parasetamollu ne varsa mentos şeker niyetine yutaraktan, ve 1 gün iş yerimden izin alaraktan atlattım sayılır. Bugün 6. günüm, hala burnum tıkalı, beynimde bir zonklama, bir pis öksürük anlatamam. İçimde ıhlamur ağacımı büyütedurayım, çorba, mandalin, elma gibi tüm sağlıklı şeyleride depoluyorum. Salı günü işten gelip o yatağa girmemle, perşembe sabahı ancak kalktım. Bu arada kendimden geçmişim, doktor randevum varmış, arkadaşlarım aramış durmuş, telefon yanımda ama benim bilinç kapalı. Uyanıyorum biraz South Park açayım diyorum yok ateş varken ne eğlencesi. 
Sağlık yerinde olmayınca hayat bulanık, hayatın bilinci kapalı arkadaşlar. 
Benim kadar ağır grip geçirmiyorsunuzdur belki de ama yine de bilir anlarsınız sağlık ne elzem şey şu hayatta. 
Tabi allah korusun daha büyük hastalıklar yaşamayalım hiç bir zaman, tek yakındığımız şey grip olsun, nezle olsun...
Aman arkadaşlar mevsim sakat, atkıları çıkarın sarının, üşütmeyin..
Vitamin filan almasanız da olur, nasıl olsa bir işe yaramiyorlar, hep Amerika'nın oyunu bunlar :) 
Mikropsuz, güzel günlere ..
irem .. 

2 comments:

  1. Sizi çok iyi anlıyorum , ben de aynı şeyleri yaşıyorum , etrafımdakiler şımarık olduğumu düşünüyor , birtürlü gribi yenemiyorum ,bağışıklık sistemim bu mikropları yenemiyor , çaresizim

    ReplyDelete
  2. Olumlu yanından bakalım, yalnız değilmişiz en azından.. boşver bizi anlayan insanlarda yeter :) Sevgiler, mikropsuz günler, irem ..

    ReplyDelete