Thursday, December 27, 2012

Can dostlarımız üzerine..

Hayvan sevgisi ne kadar güçlü bir şey ancak yaşayan bilir, seven bilir, besleyen bilir. Bir kedinin ya da köpeğin nefesine, dostluğuna, kucağınızda bıraktığı yerin sıcaklığına alışmak dünyanın en tatminkar duygularından biri. Ne kadar şanslıydım ki ben böyle bir hayat arkadaşıyla büyüdüm. Şila idi adı, bembeyaz bir kanişti, şimdi bu yazıyı okuyan tüm eski dostlarım, onu yüzlerinde bir tebessümle hatırladıklarına eminim. Şila'nın hayatıma girmesi, ilkokul 1'e başladığım sene, aşağı yukarı 7 yaşlarıma denk gelir. Annemle Beyoğlu'nda gezinirken sahibinin elinden dondurma yiyen bu mini minnacık bembeyaz köpeğe vurulmuş, önünden ayrılamamış, hayran hayran dondurma yiyişini izlemiştim. O kadar tatlıydı, o kadar masumdu, o kadar canlıydı. Sahibi adının Şila olduğunu ve istersek bize satabileceğini söyleyip anneme kartını uzatmıştı. Ve yolumuza devam etmiştik. O gün eve giden annemin babamı ikna etmesi, babamın ise yaklaşan doğumgünümde bana süpriz olsun diye Şila'yı paket yapıp eve getirmesi tam 1 gün sürmüştü. Benim sevinç çığlıklarım, yer yer korkularım, ona alışma çabalarım bir süre devam etti. Alışma süremiz boyunca salladığı kuyruğu hiç durmayan Şila artık hayatımıza girmiş, yer edinmişti.
Şila tam 18 yıl yaşadı. 18 yıl koynumuzda, kucağımızda, yatağımızda, kanapemizde, arabamızda, yazlığımızda kısacası her gittiğimiz yerde bizimle yaşadı. 18 yıl boyunca elimizden dondurma yedi, gofret kağıdı sesine koşturdu, oynadı, zıpladı. Yeri geldi hasta oldu, iyileştirdik; kanser oldu, ameliyat ettirdik ; gözleri kör oldu; şeker hastalığı, kalp yetmezliği hepsi birden vurdu Şila'yı. Ayağa kalkamaz oldu, tuvaletini tutamaz oldu, güçten düştü, bizi gördüğünde tanımamaya başladı. Sonunda onun için artık hiç çare kalmadığında acılarını dindirmek için yapmamız gereken o malum şeyi yapmakta hayat arkadaşı olarak bana düşmüştü.
Şu an ki aklım olsa yine o kararı verir miydim inanın bilmiyorum. Ama hayatımız boyunca vermek zorunda kaldığımız o en zor kararlardan biriydi. Hayvan sevgisinin en zor yanı buydu işte. 18 yıl bağlanıp canın gibi sevdiğin dostundan ayrılmak... Pet shoplarda kedi köpek görünce zıplayan ve köpek istiyorum diye ağlayan çocukların anne babaları sırf çocuklarını mutlu etmek için satın alıp, sonra sokağa atıveriyorlar ya o insandan daha dost hayvancıkları, işte biz hiç onlardan olmadık. Sağlığında olduğu gibi hastalığında da yanında olduk Şila'nın.
Şila hayatımızdan gideli belki 5 yıl oldu.
Şimdi aynı sorunu tekrar tekrar yaşıyoruz. Bu kez annemin 17 senelik can yoldaşı sevgili Prensesi ile. Prenses hayatımıza girdiğinde Şila ile geçinip geçinemeyeceği konusunda tereddütlerimiz vardı. Evimizde girip çıkanlar iyi bilirler, hiç sorunsuz, dostane bir hayat yaşadılar.
Prenses
Şimdi Prenses çok hasta, artık yemiyor, içmiyor, veterineri bugün umudu kestiğini söyleyip eve yolladı Prensesimizi. 17 yıl boyunca bir gün olsun annemin koynundan inmeyen Prenses şimdi iskelet gibi kalmış bedeni ile yatıveriyor bilinçsiz. Annem ağlıyor, çok ağlıyor. Yapacak bir şey yok.
İşte hayvan sevgisinin en kötü yanı da bu dostlar. Birden bir yıldız gibi kayıp gidiveriyorlar hayatınızdan. Geriye 3-5 resim, video çekimleri, mama kabı, oyuncakları kalıveriyor.
Çok zor, çok...
Çok sevdiğiniz dostunuzun arkasından bomboş kalıveriyorsunuz, 'bir daha asla köpek almam' diyorsunuz. Sonra o evdeki boşluk sizi kahrediyor ve önünüze gelen ilk hayvanı sahiplenirken buluyorsunuz kendinizi. Ünlü yazar Charles Dickens kedisinin ardından o kadar yas tutmuş ki, sonunda onun patisini doldurtup mektup açacağı yapmış her gün sımsıkı tutabilesin diye. Şaşırmayın, hayvan sevgisinin insana neler yaptıracağını bilemezsiniz.
Ben yıllarca 5-6 kedili ve köpekli evde yaşamanın zorluklarını gördükten sonra 'kendi evime asla kedi almayacağım' derdim. Nerde? 1 sene dayanabildim boş eve. Nefessiz, pati sesi olmayan bir eve.
Ve malumunuz Köpük girdi hayatımıza. Şimdi Köpük 3 yaşında. En güzel yılları, beraber hopluyoruz, zıplıyoruz, çok eğleniyoruz onun her hareketine. Her eve geldiğimde beni o karşılıyor, konuşuyoruz onunla, 'iyi geceler' diyoruz, evden çıkarken 'bye bye köpük' diyoruz, eve girerken 'merhaba köpük' diyoruz. Evden uzun süre uzakta kaldığımda Köpük yalnız kaldı, beni bekler diye düşünüyorum. Belki dalga geçeceksiniz ama biz annemle seyahate gittiğimizde arkada kalan kedinin kulağına telefon tutup onunla konuşan bir aileyiz. Bu yaz Amerika seyahatimde annem benim evime gidip beni arıyor ve köpüğün benim sesimi duydukça deliler gibi evde beni aramasını, ağzına bir t-shirtümü alıp getirip annemin önüne koymasını anlatır durur. Köpük bizim can yoldaşımız. Biz evde 3 kişiyiz.
Peki ama o zaman geldiğinde?
Aman dostlar 5 kere 10 kere düşünün bir hayvan evlat edinecekseniz. Sonuna kadar beraber olabileceksiniz, tatillere bile yanınızda taşıyabilecekseniz, mamasını vermek uğruna koşa koşa eve dönebilecekseniz ancak bir evcil hayvan evlat edinin.
Malum: Hastalıkta ve Sağlıkta...
Hayvan sevgisini ancak yaşayan bilir, besleyen bilir, koynunda bir kediyle büyüyen bilir.
Onun yarattığı boşluğa gelince.. doldurulamaz ama Hayat her koşulda devam etmektedir.
                  -Sen üzülme Anneciğim, bu da geçer-
Hayvan dostlarına sevgilerle..
irem

No comments:

Post a Comment