Sunday, December 9, 2012

Hayat yeteri kadar zor...

Edirne gezisinde kendi çektiğim resim
Hayatımın tam ortasında bir yerlerinde durmuş geçmişime, geleceğime ve yollarımızın kesiştiği insanlara bakıyorum. Sanki bir çemberin ortası bu 360 derece görmemi sağlayan. Yada sonbahar yapraklarıyla kaplı upuzun bir yol. Geriye dönüp ayak izlerime bakıyorum, ne kadar yol katettiğime, nereye geldiğime ve beni daha nelerin beklediğine.
Bu yola benimle yola çıkanların çoğu halen yola devam etse de, azınsanmayacak kadar bir çoğunluğu da artık yok, hiç olmamış, veya olmayacak.
Bir hayat ağacı hayal ediyorum. Üzerinde ki kimi yapraklar ilk gelen yel ile kendilerini yere atıvermişler, bazen sert bir düşüş olmuş bazen süzülerek daha güzel bir yaşama doğru yol almışlar. Kimileri sabahın erken saatlerinde çöpçüler tarafından süpürülürken kimileri de bir sevgilinin kitabının arasına girip kurutulup sonsuza kadar yaşamış. Kimisinin üzerine basılmış, kimisinin resmi çekilmiş sanat olmuş. Her dökülen yaprak bir şekilde yolunu çizmiş.
Bazı yapraklar kendi istekleri ile gitmek istemedikleri halde ağaç tarafından şiddetle sallanıp silkelenip atılmışlar. Onlar kötüymüş çünkü diğer yaprakları da etkiliyorlarmış.
Kimi sessiz sakin yapraklar varmış ki bazen en büyük darbeler onlardan gelmiş. Ama sonuç hep aynıymış, kader hep aynıymış. Yollar çizilmiş ve yapraklar düşmüş.
Belki de kala kala ağacın üzerinde 3-4 kel yaprak kalmış en sağlamlarından. Onlar ki yeri gelmiş kar yağmış üzerilerine donmamışlar, yeri gelmiş bir karganın ayağının altında ezilmişler, ama hep galip gelmişler hep sıkıca ağaca tutunmuşlar. Hayat ağacı için gerekli malzemeler ise sadece şunlarmış: toprağı sarıp sarmalamış sağlam bir kök, bir ana gövde en üzeri kazınmışından, bir de 3-4 yaprak ağacı süsleyen. Fazlasına gerek yok kıskançlık kol gezerken. Fazlasına gerek yok bunca yük varken. Hayat bunca zorken. Üniversite yıllarımda bir hocamdan duyduğum bir cümle vardı, hem ne kadar garip gelmiş, hem ne kadar manalı hem de ne kadar mesaj barındırıyordu. Özene bezene hazırladığım projemi  üzerinde okulun logosu olan bir kağıda basmıştım, yazılar biraz zor okunuyordu. Ödev'in son teslim gününde mutlu mesut zamanında yetiştirmiş olmanın verdiği gururla gülümsüyordum ki hoca ödevi eline aldı, baktı ve sordu 'Bu nedir?'. Benim çok hoş oldu diye düşündüğüm şey ona o kadar ters gelmişti ki.. Elinin tersiyle alıp ödevi fırlattı masanın kenarına doğru.
'Hayat yeteri kadar zor zaten, birde beni bunlarla uğraştırma'.
Hayatımın şokunu yaşamış olmamın, hocanın ne kadar garip olduğunu düşünmemin, söylenmemin hiç bir önemi yoktu. O hocaydı ben ise dersi vermeye çalışan öğrenci.
Tıpış tıpış ödevimi alıp, eve götürüp değiştirip tekrar kendisine götürmüştüm. Yüzü güldü ve 'Ha şöyle' dedi.
Bana yıllardır bir Üniversite Profesörünün şımarıklığı olarak gelen o cümlecik aslında hayatın ta kendisi kadar gerçekti. 'Hayat yeteri kadar zordu.'
Eee o zaman? Bizimde kapris, şımarıklık, terbiyesizlik, kıskançlık çekecek kadar lüksümüz yoktu. Samimiyetsizliklere yer verecek kadar lüksümüz yoktu zira bir hayat vardı önümüzde kovalanacak. Bir hayat vardı önümüzde doldurulacak, yeşertilecek, beslenecek.
Hayat yeteri kadar zordu, evet. İş hayatı, hayatımızın yüzde 80'ini kaplarken, evine gelip şu koltuğuna oturduğun anda sana geçmişte kötülük etmiş insanların pişmanlıklarına yer yoktu hayatında. Dostluğunu verdiğin, kalbini açtığın, sırlarını paylaştığın 3-5 dost görünümlü insanın tüm suçlarıyla birlikte sırra kadem basmaları umrunda olmamalıydı. Çünkü onlar o ağaçtan silkenerek atılmış yapraklardı ve ne yazıktır ki o ağacın geri çıkışı yoktu. Beraber büyüdüğün insanların içlerinde sana karşı en ufak bir samimiyet olmadığını öğrenmen aslında iyi bir şeydi. Ancak hayatın tokatını yedikten sonra pişman olanlar ise kendi dertleriyle, tasalarıyla bırakılmalıydı. Zamanında arkandan konuşanlar şimdi birden ortaya çıkıyorsa elbet bir nedeni vardı. Bencil, hesap kitap peşinde insanlar kendi hesap kitapları içinde boğulmaya mahkumlardı. Başına o en kötü hastalık geldiğinde alaka göstermeyen insanlar derhal atılmalıydı oyundan. Sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsak bu kötü duyguların zerresine bile yer yoktu hayatta. Evet. Hayat gerçekten zordu, en zoru da bu insanlarla baş edebilmekti. O koltuğunuza çöktüğünüz an sizin o kel ağacınızın 3-5 yaprağı ile doldurulmalıydı. Güzel anlar kalıyordu sadece bize yadigar. Hayat yaşandığı kadar vardı. Varsın o yerde kalan yapraklar ağacın yüceliğini seyredalsınlar. O dimdik duran yıkılmamış hayat ağacını. Ve kuzey rüzgarları tarafından süpürülsünler başka yerlere.
Bize kalan hayat yeter...
Sevgiyle doldurun hayatınızı;
irem



No comments:

Post a Comment