Saturday, January 19, 2013

'Life of Pi' üzerine (Spoiler var)

*Eğer filmi izlemediyseniz okumayın, sonunu söylemiyorum ama yine de bol Spoiler var:)

Bazı yazarlar var. Aylarca oturup bir roman üzerinde çalışıyorlar, kurgulaması ayrı dert, karakterleri ayrı dert, yazması uzun iş, bilgi birikimi lazım, sabaha bağlanan uzun geceler lazım, bilgisayar başında/ veya elde zahmetler içerisinde yazanlar var. Sanırım bu kadar zahmetli bir yolculuğun sonuna gelince 'Ulan, o kadar uğraştım yazdım, okuyucuya öyle bir son yazayım ki, böyle kalakalsın, günlerce kafasına takılsın, çıkamasın işin içinden' gibi bir havaya bürünüyorlar. Yoksa ben böyle sonlara başka bir açıklama getiremiyorum.
**
Sınıfta geçen hafta bitirdiğimiz romanımızda böyle havada kalan bir son ile bitince, hepimiz 'ne oldu şimdi öldü mü kaldı mı kurtuldu mu?' gibi sorular sorduk haliyle, bende öğrencilerime yazarın ödül konuşmasını okumalarını söyledim zira orada yazar açıklamalarda bulunuyordu. Bir öğrencim hemen parmak kaldırıp 'kesinlikle bu yazar ödül almamalıydı' dedi. 'Niye?' dedim. Ayağa fırlayıp sahnede ödülü takdim eden sunucunun taklidini yapmaya başladı. 'Bitir şu kitabın sonunu, önce şuna adam gibi bir son yaz, sonra ödül' deyince hepimiz gülmekten kırıldık. Gerçekten bazı yazarlar işte aynen bu muameleyi hakediyordu. Life of Pi / Pi'nin yaşamı romanının yazarı da bu gruba dahil.
**
Sinemalara düştü 'Pi'nin Yaşamı' geçenlerde. Yönetmen çok sevdiğimiz, bildiğimiz Oscar ödüllü Ang Lee. Film de en iyi film ödülüne aday gösterildi. Hemen soluğu sinemada aldık. Filmin düz versiyonunun gösterimi bitmiş bu yüzden mecbur 3D izledik. Film güzel, hoş. Sahneler dolu dolu, yönetmen yönetmenliğini öyle bir konuşturmuş ki hayranlıklardayız. Hindistan'da başlayan bir hayat. Hindistan'ın eskiden Fransız sömürgesi olan bölgesinde bir hayvanat bahçesi işleten bir aile'nin tüm hayvanları ile birlikte bir yük gemisine binip Kanada'ya göç edişlerini anlatıyor. Yarı yolda çıkan fırtına ve amansız dalgalar sonucu gemi batınca tüm mürettebat, aileler ve hayvanlar denizin dibini boylayıveriyor. Bir tek hayvanat bahçesi sahibi ailenin Pi Patel isimli oğulları bir filika ile kurtuluyor, yanında gemiden düşen bir zebra, bir sırtlan, bir orangutan ve bir Bengal kaplanı ile birlikte.
Sırtlan ilk günden Zebra'yı ve Orangutanı parçalıyor ve kendisi de Bengal Kaplanı'na yem oluyor. Böylece Pi'nin bir kaplan ile aynı filikada yaşayarak geçireceği okyanustaki 227 günin hikayesi de başlamış oluyor. Günlerce filikanın direğine asılı uyuyor, can yeleklerinden kendine küçük bir bot yapıp onun üzerinde yaşıyor. Ama günler haftaları kovaladıça Pi artık filikayı paylaşmaları gerektiğine karar verip Kaplanı ehlileştirme çabalarına girişiyor. Kolay değil o filikaya binmek, kolay değil o yalnızlıkla başetmek, fırtınalara göğüs germek. İşte kolay olmadığı için film bu kadar çarpıcı ve bu kadar yoğun hislerle dolu. Bir kaç üzülebileceğiniz, rahatsız olabileceğiniz sahne var (Zebra'nın ölmesi gibi) ama ben NatGeoWild kanalını çok fazla izlediğim için pek rahatsız olmadım.
Sonu mu? Benim için tam bir şok. Haydi burada yazmayayım ama çok ilginç bir teorim var, izleyin, gelin tartışalım..
İzlemeyecekseniz, buyrun bir fragmanına göz atın, eminim çok beğeneceksiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=m7WBfntqUoA

Sevgiler;
İrem

No comments:

Post a Comment