Saturday, March 16, 2013

Dekorasyon işleri

Uzun süre spor yapmayıp, sonra iki adım yürüyüşte nefes tıkanması gibi hamlamışım bende bu dekorasyon işlerinde. Evi döşediğimiz zamanları ne çabuk unutmuşum. Kaprisli ustaları, gelmeyen siparişleri, tutmayan kumaş renklerini. 
Bir işe giriştim ki görseniz villa döşeme zorluğunda, oysa ki mekan bildiğimiz 20 metrekarelik benim kitaplık ve çalışma odası. 
Tanıyanlar bilir, biraz eserikliyimdir, bir şeye kafayı taktım mı o değişecek. 
Son 1 yıldır benim çalışma odamdaki -ne büyük hayeller ile aldığım-  bütün odayı kaplayan İkea kitaplığa ve kazulet boy çalışma masasına takmıştım. Güya yazar olacağız ya bir Virginia Woolf triplerinde olduğumdan masayı tutuyordum öylesine ama gel gör ki bir kez bile oturmamışım, ancak Köpük gece vakti üzerindeki kalemlikleri, lambayı filan devirmek için kullanıyor. O derece işlevsiz. Birde kanape var ki, evlendiğimiz zamanlar ne akla hizmetse 'daybed' li L kanape diye tutturup, gidip en hantal kanapeyi seçmiştim. Rengi desen .. Bej mi? Sandal rengi mi öyle bir şeyler işte. 3 kişilik görünümlü ama sadece 1 kişinin uzanbildiği, 2. kişinin ayaklarını diğerine doğru uzatıp, TV'yi görmek için kafasını 90 derece çevirmesi gereken kanapemiz. 
Sömestre tatilimin bana verdiği boşluğa dayanarak, birden bütün odayı boşaltma kararı aldım. 
Sırasıyla önce kitaplar salonumdaki büyük yemek masasının üzerine taşındı. Daha sonra devasa ve heybetli kitaplık ve takımı olan işlevsiz TV ünitesi sökülüp, parçalar halinde müsait bir yere taşındı. 
Kanapenin yeri değişirse çok daha kullanışlı olacağından, o da kumaşçıya doğru yola çıktı. 
Hedef duvarları uçuk pembe boyamak, kanapeyi pembeye kaplatmak, berjerler ve şirin bir fiskos sehpası ile odayı romantik bir hale sokmak. 
Tabi Türkiye'deki ustaların yavaşlığı ile ne mümkün? 
Boyacımız geldi, 2 günde odaya boyayı vurdu gitti. Aydınlıkta renk bir çıktı ortaya ki... Lila. 
Eyvah ne yapacağız, odamız mor oldu derken kanape de kumaşçıdan bir geldi ki.. Fuşya'nın kendini gül kurusu zanneden bir hali. Boyacı tekrar çağrıldı, renk değiştirildi. Berjerler geldi, biri yumuşak biri sert minder.
Bir yandan halı arıyoruz fellik fellik.. Pembe mi uçuk pembe mi bizde bilmiyoruz ne renk aradığımızı. Odamız rezil bir şey oldu çıktı mı size? 
Bu arada bizim 2 haftada gelecek olan marangoza sipariş ettiğimiz kuğu gibi bembeyaz kitaplıktan ses seda yok. Geçti mi size 1 ay? 1 ay kitaplar yemek masasının üzerinde, TV yerde, biz ailecek salondayız. Bu arada misafir gelmek istiyor, ay kusura bakmayın boya var, darmadağınız diyoruz. Arkadaşımın 7 yaşındaki oğlu bile gelip dalga geçiyor 'senin kitaplığın yok mu İrem Abla? Kitaplar masada durmaz ki hehehe' diye. 
Bu arada güç bela bir halı buluyoruz, halı bir geliyor küçük, bir büyüğünü alıyoruz, yalnız halının bir sorunu var geceleri mora bakıyor. 
Çıldırmak üzereyim. 
**
Bu arada birde Perde mevzuu var ki evlere şenlik. Arayıp tarayıp sonunda istediğim pembe tonunda dantel bir perde buluyorum English Home isimli rezil ötesi mağazada. Perdenin rengini, kodunu alıyorlar. Yalnız ölçü almaya gelmek için 25 TL istiyorlar. Hiç duyulmamış bir şey bu. Haydi diyorum tamam, yeterki iş görülsün. Ödüyorum ölçü parasını 'bugün müsaitim' diyorum.
'Yok efendim 1 hafta içerisinde aranacaksınız' 
Şaka ve gerçek birbirine karıştı vallahi, Etiler'deki Taç Linens bütün evimin ölçüsünü aynı gün alıp, 1 hafta içerisinde tüm perdelerimi kusursuz dikip takmıştı. Onlara gitmediğime bin pişman çıkıyorum dükkandan ve boyundan büyük işlere kalkışıp bir halt beceremeyen English Home'dan telefon beklemeye başlıyorum. 1 hafta sonra telefon geliyor. Ölçü almaya gelen kişi, sipariş formumu dolduruyor ve 'Tamamdır' diyor 'Perdeleriniz 25 gün sonra gelir'.
Neee? 25 gün mü? Çıldırıyorum tabiki. Siz 2 kanat perdeyi 1 ayda mı dikeceksiniz? 
'Kusura bakmayın yoğunuz' demez mi. Kafanıza insin o perdeler rustikleriyle birlikte e mi?
Aradan tam 1 ay geçiyor. Bunlardan çıt yok. Perde merde yok ortada, bizim oda cıbıl cıbıl ortada. Tam 1 ay sonra bir telefon geliyor. 
'English Home müşteri memnuniyeti anketi için aramıştık.'
'Aaaa öyle mi buyrunn tabiiii seve seve' diyip bütün içimi boşaltıyorum. Kızcağız biçare bilgilerime ulaşmaya çalışıyor. YOK! Bulamıyor. Başka isimle mi kayıt ettiler acaba derken, meğerse bu mağaza zat-ı şahaneleri benim gidip paramı ödememi bekliyormuş. 
Yahu niye söylemiyorsunuz da beni aptal yerine koyup bekletiyorsunuz 1 ay? Siz siparişleri girdiniz, tamamdır herşey, siparişiniz 25 gün sonra gelecek demediniz mi? 
Bende sanıyorum perde gelince arayacaklar. Oflaya poflaya ertesi gün tekrar gidiyorum, kız bana sıfırdan perde seçtiriyor, numaraları kodları derken son bombayı patlatıyor. 
'Takılacak her bir kanat perde için 30 Lira montaj parası, sizin montajınız 90 Liraya çıkar. Yani bütün eve perde yaptırsam düşünün artık ne çıkacak. 
Sinirim tepemde 'vermiyorum sipariş' deyip çıkıyorum.
Bir halt beceremediğim odamla başbaşa kalıyoruz. Neyseki bembeyaz güzel bir kitaplığım oldu, tek tesellim o. Ben bu işleri beceremediğime karar veriyorum. 
Çalışan insan trajedisi olsa gerek.. 
Okurken içiniz darlandı mı? Bir çok şeyi atlayarak anlattım, siz birde beni düşünün..
Buyrun resimler..

ÖNCE
ÖNCE




ÖNCE

SONRA

SONRA

SONRA

No comments:

Post a Comment