Thursday, March 7, 2013

Bir hazin hikaye :)

Kaç zamandır baya boşladım blogumu, yazamadım, çizemedim, okuyamadım. Hayatımda hiç mi hareket yok? Var, hemde alası var. Sıkı takipçiler biliyorlar ikinci bir blogumun varlığını. Tamam zevkle takip ediyorlar ama ya bu ilk göz ağrım blogum ne olacak. Boşlamak olmaz, ilgi alaka göstermek lazım. Ara sıra açıp hal hatır sormak lazım. İşte gerekli gereksiz konular üzerine, hayat üzerine zırvalamaya devam etme kararı aldım.
***

Haydi sosyal medyadan uzak durduğu için dışlanan arkadaşımın hikayesiyle başlayayım. Dün akşam saatleri annemin evinde cam kenarında oturmuş mutlu mutlu kahvemi içerken, gözüm kapının önünden geçen arabaya takıldı ister istemez, zira birileri bana deliler gibi el sallıyordu. İlk refleks olarak alt kata ve üst kata bakıp, el sallanan kişinin ben olduğunu kesin kanaat getirince beni aldı bir şüphe 'yahu ben niye tanımıyorum, bu kim ki acaba..' gibi sorularla boğuşurken, trafik ilerledi, araba ilerledi ve 2 dakika sonra telefonum çalmaya başladı. 
'Sen beni tanımadın mııııı?' diye bir sitemkar ses. 'Ay aşkolsun tanımazmıyım' gibi adice bir yalan salladıktan sonra farkettim ki kendisi yıllardır görüşmediğim ortaokul arkadaşım. Tabi annem de yıllardır ev değiştirmediğinden, meğer kızımız her akşam iş dönüşü annemin camına bakar dururmuş 'burada bir irem oturuyordu amma' diyerekten. Ne haber, ne yapıyorsun hoş beş muhabbetini geçtikten sonra, kızımız bombayı patlattı. 
'Ay sen nişanlanmışsın galiba? Geçen bilmem kimi gördüm, o facebooktan resmini gösterdi' E yuh! Ben evleneli 4 seneyi geçirmişim, kız kalkmış bana ne soruyor. Haydi kız facebook özürlü, o bilmem kime ne demeli? 4 seneden fazla facebookta eşimin soyadını kullanıyorum da.. siz hala kalkmışsınız bana ne soruyorsunuz arkadaşım.
O an 'canım sen hangi gezegende kaldın' diye sormak istedim. Ayıp olmasın diye kibar kibar 'ay olur mu şekerim' vıdı vıdı bıdı bıdı geçiştirdim. 
Birde tabiki 'ay mutlaka kahve içelim' önerisiyle çıkıverdim ki bir 5 sene daha görüşmeden idare edebilelim. 
Velhasıl dostlar, yukarıda facebook kullanmayı reddeden bir kızcağızın hazin öyküsünü okudunuz. 
Şimdi ben kızcağızla kahve içseeeeeemm, nereden başlarım hayatımı anlatmaya? Öğretmen oldum desem, evlendim desem, bir kedim var desem, master bitti desem...? Cıık, ne aklında tutar ne de facebooka Kedoşum köpüğün resmini koyduğum zamanlardaki o sıcak bomba etksini yaratır. 
Dün gece canım çekti, çilek ve muzları şişe geçirdim, çikolata eritip dondurdum desem? 
Ama facebooka en son o resmi koymuştum da, ertesi gün okulda herkes beni yolda çevirip canlarının çektiğinden bahsediyordu. Uzaktan kuzenler, dostlar Instagramda, Twitter'da 'ooff off' yorumları yazıyordu oysa ki.. O da anlatılacak şey mi canım? Alakaya çay demle. 
Yani kısacası düşündüm de hayatımda bu kadar tatlı muhabbetler olabilecekken kim uğraşacak görüşmediğimiz 10 küsur seneyi kapatmaya. Vallahi uğraşamadım dostlar. Bir zahmet teknolojiyi takip edecek insanlar. 'Ay ben hiç anlamıyorum facebook nedir' demeyecek. Diyecekse böyle kahve sözleriyle avutulmaya mahkum yaşamaya devam edecekler. Hayatımda mutlu mutsuz neler yaşamışım, nerelerde gezmişim, neler okumuşum, nelere inanmışım.. Bunu benimle adım adım yaşayan insanlar dururken, kaybettiğim 10 yılı oturup anlatmak ne kadar sıkıcı, ne kadar yavan. Kanada'da yaşayan arkadaşımla bile yediğimiz içtiğimiz şeylerin resimlerini bile paylaşırken, 2 kilometre ötemde oturan ve dünyadan bihaber bu kızı düşündüm de.. Kendisine naçizane mesajım 'annneannemin bile facebooku var arkadaşımm, kendine gel'. 
Hamiş: Koca bir hayat devirmişim, önümde bir o kadar daha hayatlar var yakalanacak.. 
Yanınızdakilerin keyfine bakın ..
Haydi sevgiyle kalın;
irem

No comments:

Post a Comment