Sunday, April 14, 2013

Leke tutmuş hayatlar -II

'Leke tutmuş hayatlar' yazısı çok beğenildi. Bilin bakalım niye? Hepimiz benzer şeyleri yaşamışız meğer. İnanın e-maill ve facebook mesaj kutum hikayelerini paylaşan insanlarla doldu. İş yerindeki sıkıntılarından bahsedenlerle, 'sakın takma' mesajı verenlerle, sevgi dolu insanların mesajlarıyla. Tüm bu yazılardaki orta tema neydi biliyor musunuz? Birbirini kıskanan ve ezmeye çalışan insanoğlu hikayeleri. Hemde milyonlarcası. Gözünün üzerinde niye kaşın var'cıların gazabına uğramış insanlar. Ben mutlu değilsem sende olma'cılar tarafından yaralanmış insanlar.
Yalnız değilmişim meğer... Oysa yazıyı yazarken tereddüt etmiştim. Şimdi kesin her okuyan 'hamile psikolojisi işte' diyecek ve umursamayacak demiştim. Değilmiş. Meğer tablo daha da büyükmüş.
Meğer bu leke tutmuş hayatlar 2'ye ayrılırmış.
Düşene bir tekme de bizde diyenler.
Bu fazla yükseldi düşürün diyenler.
İkisinin de çözümü var aslında. Hayata karşı kabuk bağlayıp umursamaz olmak. Mümkün mü? Belki yaş ile belki tecrübe ile alakalı. Bence ikiside değil. 80 yaşında bir insanın umarsızca kendi yaşındaki can dostuna ihanet ettiği bir hikaye dinledim bu hafta. İnanamadım. Hayatın bitecek neredeyse, hala neyin düşmanlığının peşindesin ey insanoğlu?  Sanki gideceğin yer aynı değilmiş gibi.
Kişiyi nasıl bilirdiniz? Vallahi fesat, kötü niyetli, kıskancın tekiydi.
Kişiyi nasıl bilirdiniz? Melek gibi kalbi vardı,  üzüldü üzüldü sonunda kahrından gitti.
Orta yolu yok mu? Var. Uzlaşmacı olmak ama aynı zamanda sebebsiz kötülüklere fırsat vermemek.
Dengede kalabilmek. Hayatı profesyonel bir ip cambazı gibi yaşamak ama asla alttan minderini eksik etmemek.
Bir beyin tümörü gibi size yapışık yaşayan her kötülükten kurtulmaya çalışın. Öyle yapıyorum. Beni üzen kişiler üzerine oturup kafa patlatmaktansa masumiyeti yavru bir köpeğin gözlerinde aradım bugün örneğin.
Marketten eve dönmüş, arabamı parketmek üzere garaj kapısının açılmasını bekliyordum ki karşı kaldırımda serseri mayın koşturan, yolun onu nereye götürdüğünü bile bilmeden mama arayan bir yavru köpek gördüm. Ya market alışverişimden aldığım ekmeği ya da bagajımda okul bahçesindeki kediler için taşıdığım mamayı verecektim. 'Gel' dememle koşa koşa bahçeye girdi, ve bir çalının arkasına saklandı. Ben mamayı ellerimde avuç avuç dökmeye çalışırken giriş katında oturan komşularım çıktılar cama, eğilip kalkmakta zorlandığımı göründe hemen bir mama kabı uzattılar. İçinde yedikleri yemekten arta kalan son bir köfte: 'Son köftemiz bu, al besle bu yavruyu.' dediler. Karnı doyup suyunu içtikten sonra bizimle oynamaya başlayan yavru köpek şimdi kapımızın önünde yatıyor. Bizi koruyor. Bende bir yavru köpeğin gözlerinde aradığım o saflığı, aslında onun aracılığıyla komşularımda buluyorum.
Komşumuz taa annemin zamanının çok ünlü şarkıcılarından, eşi radyocu bir hanım, dünya tatlısı bir çift. Mutluluğu evdeki 5 tatlı kedilerinde bulmuşlar. Tabiki bu yazının amacı insanlığa sırtınızı dönün, kendinizi kediye köpeğe börtü böceğe verin değil.
Ama bazen aradığınız saflık bir yavru kedide, bir yaralı kuşun kanadında çıkıveriyor karşınıza.
Etrafa iyi bakınmakta fayda var. Umudunuzu kesmeyin henüz insanlıktan..
Kırılgansanız kırılacaksınız. Başka yolu yok. Ağlayacak ağlayacak ve susacaksınız.
'Niye ben?' sorusunun cevabını asla bulamayacaksınız. 'Ben ne yaptım ki?' sorusu hep cevapsız havada asılı duracak. Kıskanılacak, nefret edileceksiniz. En aciz zamanınızda en çok darbeyi alacaksınız. Romanlara, şiirlere, doğaya, hayvanlara, fotoğrafçılığa, resim yapmaya vereceksiniz kendinizi. Her bir elinizi attığınız alanda birileri çıkacak yolunuza taş koyacak. Birşeyler ters gidecek. Niye gittiğini anlamayacaksınız. Hayatınızın bazı döneminde çok inançlı, bazı döneminde inancınızı yitirmiş olacaksınız.
Herşeye rağmen hayat akıp geçecek, ve siz aynı suda ikinci kez yıkanmayacaksınız.
...
Ve insanlar kısaca bunun adına Hayat diyecek. ..


No comments:

Post a Comment