Thursday, April 11, 2013

Leke tutmuş hayatlar..

Bir önceki yazımda yeni doğan bir bebekten bahsetmiştim. Bembeyaz, tertemiz bir sayfa var önünde dolduracağı demiştim. Doğar doğmaz onu bembeyaz mis kokulu kundaklara sarmışlar, ve annesinin bembeyaz sütünden içirmişlerdi. Yanı başında duran defterine şunu not düştüm:
Dünyamıza hoş geldin, başına hep iyi şeyler gelsin, hep iyi insanlarla karşılaş ve şansın bol olsun...'
Sonra oturdum düşündüm, bu masumiyet nasıl olacak ta kirlenecek?
Kirden siyaha çalınmış pis dünyamızı görmek için o yumuk gözleri ile bize baktığı anda mı kirleniyor acaba? Biz mi nakış işler gibi kötülük işliyoruz içine acaba? Sadede gelmek gerekirse 'Biz nasıl oluyor da bu kötü olabiliyoruz zamanla?'
Kıskançlık bizi ne zaman vuruyor mesela? 2 yaşındayken bir diğer çocuğun elinde ki oyuncağını görüp onu elde edemeyince mi? Yoksa Pandora'nın kutusu ile mi doğuyoruz tüm fesatlıkları kötülükleri içimizde biriktirerek.
'Ben az çekmedim, yardım etmeyeyim de arkadaşım da çeksin' ne zaman giriyor hayatımıza? Vurdumduymazlık, adamsendecilik, bencillik, kötü niyet var mıydı o dün doğan bebekte mesela?
Diyeceksiniz nereden çıktı tüm bu karamsarlık. Sanki dünya alem birleşmiş son 5 aydır.. Hamile kaldığım günden beri insanlarda bir kırma dökme, hatır bilmeme, kalp kırma, ağlatma...
Hani bizim kültürümüzde özenle el üzerinde tutulurdu hamileler? Aman iki canlısın otur sen, biz getiririz ne istersen, uzat ayaklarını, canın ne çekiyor gibi mideye hitap edecek şeylerden tutun, duygusal anlamda da üzücü, yıkıcı şeylerden uzak tutulurlar. Mezarlık, baş sağlığı ziyaretlerinden muaf olursun, kanlı vahşetli filmlere gitmezsin, arkadaşların seninle üzücü hikayelerini paylaşmaz. 'Şimdi üzmeyelim onu' derler.
Değil mi? Benim yaşadıklarım ise tam tersi.. Sanki dünya alem birleşmiş diye boşuna demedim ya.
Mahsus beni üzmek üzere yazılmış terbiyesizce mailler ile biten arkadaşlıklar, duyup haber alıp aramayan arkadaşlar, Facebooktan bir beğen tuşuna bile basmaya aciz 'gelmiş geçmiş dostlar', oyunlar, yalanlar dolanlar, kilo almışsın, yüzün gözün şişmiş diyenler (5 ayda 2 kilo almış olmama rağmen), yükselen sesler, küslükler, kaprisler, 'sen bizi hayal kırıklığına uğrattın' diyerek ağlatanlar, kendi kendine konuşmayı bırakanlar, her sabah görüp kafasını çevirip bir günaydını esirgeyenler, duyup aramayan- bir telefonu esirgeyen aile büyükleri, olumsuz yorumlarını eksik etmeyen, elini eteğini benden çeken tüm cümle alem. herşey inadına..
Anlamıyorum ben mi hassaslaştım yoksa herkes benim hayatımın en özel gününü mü bekliyormuş kinlerini kusmak için?
Bu yaşadığım ilk değil. Bir kez de evlenirken yaşamıştım benzer bir süreç. İnsanın en mutlu gününde arkadaşları nerededir diye sormuştum onlar itina ile saklanıp kuma kafalarını gömerken. Boşuna demiyorum insan gerçek dostunu iyi gününde tanıyor diye. Kötü gününde herkes yanında, ağlama numaralarında, öyle değil mi? Ama iyi gününde bir tahammülsüzlük, bir tolere edememek. Bir kaçışlarda herkes.
Şimdi her okuyan kişiyi de yargılamış olmayalım. Canımı en son sıkan olayın faturasını tüm blog okuyucularına çıkarmayalım.
Niye içimden geldi bu yazıyı yazma hissi derseniz, sabah ofisten bir arkadaşım yanıma gelip sıcacık gülümsemesi ile 'Günaydın' dedikten sonra iltifatı patlattı 'Ne kadar şirin ve fit bir hamile oldun sen böyle' dedi. İçim ısındı, mutlu oldum. 2 kilo aldım 5 ayda dedim. 'Amaann canımmm bende aldım 5 ayda 2 kilo dedi.' Onun pozitifliği beni tüm negatif yorum yapan insanları düşünmeye itti.
Eee malum hassas dönem. İnsanın ilgiye en fazla ihtiyacı olduğu dönem. Kalp inciniveriyor, siliveriyorsun hayatından seni tüm kızdıranları, üzenleri. Kim olursa olsun...
Keşke böyle olmasa diyorsun.. ama insanlık işte..

Nasıl çıplak ve masum doğuyoruz, sonra neye dönüşüveriyoruz.
Canavar oluyoruz, yalancı oluyoruz, leke tutuyoruz, hikayeleri unutup kendimize odaklanıyoruz. Hayat akıp geçiyor biz geçmiyoruz kinimizden.
Sen bu oyundan kalkmak istiyorsun, bakıyorsun kağıtlar dağıtılmış, kalkamıyorsun.
Bugün okuduğum bir kitapta Simon Weil'den bir alıntı buluyorum.
'Darbeyi indiren de darbeyi yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar' diyor. Öyle ya çarkın dişlisi oluyoruz, hep beraber kirleniyoruz, hep beraber kirletiyoruz.
Ya çok başarısız ve görünmez olacaksın bu dünyada ve ezileceksin, ya da başarılı olacaksın ve yine ezmeye çalışanların çok olacak. Sen kariyer yapıyorum diye kendinle gurur duyacaksın, patronun gelip seni sindirmeye ezmeye çalışacak. Ne haksız bir dünya değil mi?
Öyle ya da böyle.. hepimiz bir parçasıyız bu dönen çarkın...

Temiz kalmayı başaran kalplere..
İrem




No comments:

Post a Comment