Tuesday, April 9, 2013

Yepyeni bir hayata şahit olmak..

Çok heyecanlıyım. İlk kez bu kadar yakından  bir arkadaşımın doğumuna şahit olacağım. Bir bebek dünyaya geldiğinde neye benzer, neler yapılır, anne nasıl hisler içindedir? Hepsini gözlemlemeye fırsatım olacak. Hatta belki de ilk kez yeni doğmuş bir bebek göreceğim. Mutluluktan uçuyorum, heyecan içerisindeyim. İşe gidiyorum ama aklım hastanede yapacağım görevlerimde, arkadaşımın istediği şeylerin hepsini çantaya attım mı? Başka bir şeylere ihtiyacı olur mu? O gün sabah derslerim de heyecan içerisinde geçiyor ve saat 12 gibi hastanede buluyorum kendimi. 

Doğum Öncesi : 
Türk filmlerinde ki gibi danışmaya girip koşa koşa arkadaşımın adını verip oda numarasını soruyorum. Sanki doğurdu doğuracak ve ben geç kaldım. Hatta yoldan mesaj atıyorum 'sakın doğurma, yoldayım.' 
Odaya girdiğimde fotoğrafçısı çoktan çekimlere başlamış, ameliyat öncesi anne-baba-eş resimleri çekiyor bol keseden. Şimdilik herkes mutlu, yemek içmek ikram bol. Arkadaşcağızım narkozu yiyecek diye aç kaldığından o sadece bakmakla yetiniyor, biz ise poğaça, kurabiye, baklava ne varsa götürüyoruz. Çay- kahve de yanında cabası. Ben bile çay içmeyen adam 2 bardak çay içiyorum. Hani insan en olmadık yerlerde inadına yiyesi içesi gelir ya.. o hesap:) 
Saat ilerledikçe ve yan odalardan bebek sesleri yükselmeye başladıkça, bizde de 'ee haydi doğurda işimiz gücümüz var, gideceğiz' espirileri tavan yapıyor. Velhasıl ne arayan var bizi ne soran. 
Saatler sonra doktorumuzu aramak aklımıza gelince öğreniyoruz ki ameliyatımız 3 saat rötar yemiş. 
Olsun bizde yemeğe devam ediyoruz. Arkadaşım da bakmaya.. 
3 saat rötarı duyan fotoğrafçımız kendini kafeteryaya atıyor, ben hastayı oyalama görevi ile odada kalıyorum, eşim de resmen uyuya kalıyor. Ne ekibiz ama! 
Sonunda sıkıntımıza yenik düşüyoruz ve tam kafeteryaya inip birşeyler sipariş ediyoruz kiii... Hep öyle olur ya.. Beklersin beklersin.. Tam bir yere çıkarsın, beklediğin şey oluveririr.
İşte aynen öyle oldu, kafeteryadan fotoğrafçının koşa koşa ayrıldığını görüyoruz. 'Koşun, doğuma alıyorlar' diye bağırıyor bir yandan. Ameliyata girecek olan arkadaşımın eşi en önden yetişmeye çalışıyor, biz arkasından portakal suyunu fondipliyoruz (çok lazımmış gibi).
Odadan götürülüşüne şahit oluyoruz, kamera görevi bende, ameliyathaneye inen asansöre sığışıyoruz. 

Doğum: 
Görünen o ki.. tek sulu göz benim. Herkes mutluluk içerisinde, ben hem çekim yapıyor hem ağlıyorum. 
Ameliyathane kapısına kadar görevimizi idame ettirdikten sonra, cancağızımızı kocası ve fotoğrafçısı ile birlikte içeri uğurluyoruz. Etrafta oturacak yer yok, çıksam mı çıkmasam mı derken hemşire yanımıza geliyor ve 'bebek 15 dakikaya çıkmış olur' diyor.
Gerçekten de 15 dakika bile dolmadan paketlenmiş, kundaklanmış, yüzü gözü yağ içerisinde mini mini bir minnoş çıkıveriyor.  Kuvez benzeri bir kutuda bebek bakım odasına doğru yol alıyor, bizde arkasından asansöre sığışıyoruz. 

Doğum Sonrası: 
5 dakika öncesinde annesinin karnında tekmeler atan minik Kuzey bebek şuan tüm yumukluğu ile yanımızda.. Bebek bakım odasının camına yapışıyoruz. Önce bir güzel temizlik, sonra kilo ölçümü, boy ölçümü, kafa ölçümü ve vitamin iğneleri.. Ardından mürekkebe batırıp ayak izi alma işlemi, sonra topuktan kan alma veee giyidirip kuşatma sırası geliyor. Hemşire kendinden emin ve hızlı hareketler ile bebeği giydirirken, hepimizin içi gidiyor. Nasıl tutarsın onu, nasıl kıyarsın giydirmeye, kolunu bacaklarını tulumun içine nasıl sokarsın. En son eldivenleri ve şapkası da takıldıktan sonra hemşire ablası kucağına alıp gösteriyor bize minnoşu. Sonra usulca beşiğe bırakıyor ve camın önüne yanaştırıyor. Biz bebeği seyre daldık, neredeyse 30 dakika oldu, Hande ne durumda acaba dememize kalmadan asansör kapısı açılıyor ve sanki ameliyatta değilmişte bakkala süt almaya gitmiş, gelmiş havasında güzel anne çıkıyor sedye ile. Utanmasa yürüyerek çıkacak- epidural anestezi olmasa-.
Bebişte zaten ağzını açıp kapamaya başlamıştı, annem gelse de beni beslese mesajı verdiği dudak büzmeleri sonunda finale geliyor. 

İlk Karşılaşma:
Aslında ikinci denilebilir. Genel anestezi ile bayıltılmadığından, bebeğini çıktığın anda kucağına veriveriyorlar. Ama şimdi esas kavuşma var. Hepimiz büyük bir heyecanla bebeğin kucağa verileceği anı ve ilk emzirmeyi bekliyoruz. Bebek o kadar minik, o kadar bezelye tanesi kii.. 50 santimlik bir şey, fırından taze çıkmış, nasıl kıyarsın onu tutmaya. İlk emzirmeye koydukları anda emmeye başlıyor.
Mucizevi. Büyüleyici. İlk kez şahit oluyorum. Anlatılacak, tarif edilecek bir duygu değil. 
Çok değil sadece bir alt katta insanların umutsuzca ziyaret ettikleri radyoterapi bölümünde kaybedilen umutlar burada bir üst katta yeniden can buluyor. 
Yepyeni bir hayat başlıyor, kendisini nelerin beklediğini bilmeden. Okulu, üniversitesi, kız arkadaşları, iş hayatı olacak.. Yepyeni, sıfırdan, tertemiz bir hayatı olacak ..
Şansın bol olsun bebek, mutluluğun daim olsun.. 
Hoşgeldin aramıza, hoşgeldin dünyamıza.. 

İrem :) 

Not: sevdim ben böyle hamilelik, doğum, bebek hikayelerini diyenler: http://ireminbebisi.blogspot.com



No comments:

Post a Comment