Thursday, March 20, 2014

Lizbon'a gece treni

Yine yığıldı kitaplarım üst üste, yine diktim kitap kulelerini başucuma. Onu da okuyayım, aman bu geri kalmasın, şunu kitap kulübüne yetiştireyim derken torpilli bir kitap geldi kulenin en tepesine konuverdi. Mario Levi ile katıldığım yazarlık atölyesinde okuma ödevi olarak verilen bu kitap hemen önceliği kapıverdi zira hocamız 'biraz zor okunan bir kitap, dikkat!' uyarısını geçince benim ağzımın suları akıverdi. Delilik belki ama seviyorum ben okunması zor metinlerin içerisinde kaybolmayı'. Hemde zor kitapları 'bitirdim' derken ağzımın kenarına yerleşen 'haha sen bitiremedin mi yoksa' gülümsemesini hiç birşeye değişmem.
Gelelim romanımıza.. Lizbon'a gece treni, Pascal Mercier tarafından yazılmış. Kendisi aynı zamanda bir filozof. Bu da kitabın tadını ikiye katlıyor.
Kitap dediysek aslında 2 kitap yazmış Mercier, yani roman içinde roman.
Birinci kitabın karakteri Raimund Gregorius, İsviçre'nin Bern kentinde bir Lise'de antik diller öğretmeni. Latince, İbranice ve Yunanca öğretiyor Gregorius. 'Dead languages' diye bildiğimiz bu diller değişim olgusunun kıyısından bile geçmiyorlar, tıpkı Gregorius gibi. Her sabah 8'e çeyrek kala aynı köprüden geçen, derslerinde asla bir harf hatası bile yapmayan Gregorius'un hayatı öyle monoton bir şekilde tarif edilmiş ki daha ilk sayfadan başına gelecek o meçhul olayı bekliyoruz heyecanla. Gregorius'un hayatını değişiriecek olan- ve ya değişimi tetikleyecek olan- işaret bir kadın karakterden geliyor, köprüden atlamak üzere olan -Portekizli- kırmızılı kadının hayatını kurtaran Gregorius, tam da o dakikadan itibaren her şeyi alt üst etme kararını alıyor ve elinde bir tren bileti ve birde Amadeu de Prado tarafından yazılmış bir kitap ile kendini Lizbon'a giden bir trende buluyor.
Amadeu'nun yazdığı kitap başrolde. Kitabın ismi 'Sözcüklerin Kuyumcusu'.
İşte Gregorius böyle başlıyor kendi iç yolculuğuna. Bir bir hem Amadeu'nun izlerini sürerken hem de kendi iç dünyasını keşfetmeye başlıyor.
İkinci kitabın baş karakteri ise Amadeu de Prado, Portekiz'in soylu bir ailesinin oğlu, aynı zamanda bir doktor. Arka fonda ise Portekiz iç savaşı, direnişçiler, örgütler, faşizme karşı savaşan bir grup ülkesini seven genç çapulcu (!) Ve onların aşk hikayeleri, maceraları, devrime adım adım giden bir yolda ilerlemeleri.
Gregorius Lizbon'a adım atar atmaz tanışmaya başladığı bir grup insan, onu hem Amedeu'nun iç dünyasına, hem savaş yıllarına hem de kendi iç yolculuğua çıkarıyor.
Nacizane fikrim Gregorius karakterinin Franz Kafka'nın dönüşüm romanındaki Gregor Samsa'dan izler taşıdığı.
Lizbon'a gece treni bir felsefe, aşk, macera ve kendini keşfetme romanı. Unutmayın 'Değişmeyen tek gerçek değişimin kendisidir'.
Severek okuyun.. Özellikle Amadeu'nun kitabının bol bol altını çizin...
Ardından da Jeremy Irons'lı film versiyonunu izleyin. Oh, tadından yenmez..
Sevgiler..
irem




No comments:

Post a Comment