Wednesday, April 16, 2014

Danse Mon Esmeralda

Bu yazının bir yazılma sebebi var, katıldığım yazı atölyesinde bir obje/ nesne/bilet üzerine yazı çıkar mı diye kafa patlattım, çıktı. 1000 kelime çıktı hemde. 
Nisan 2014'te sergilenecek olan Notre Dame De Paris müzikalinin bileti üzerine 1000 kelime çıkar mı demeyin, çıktı.. 
Yazıyı az biraz sansüre sokuyorum.. Boşlukları siz hayalgücünüzle doldurursunuz artık.. 
irem


‘Sonunda kavuştuk.’ diyorum ve bir öpücük konduruyorum elimde tuttuğum müzikal biletine. Ellerim havada, öyle mutluyum, öyle kıpır kıpır ki içim yerimde oturamadığımı fark ediyorum. Evin içinde dört dönüyorum. Kimi arayıp haber versem? Kiminle paylaşsam bu mutluluğumu. Anlık bir hayal kırıklığı esiveriyor yel gibi, kimse anlamaz ki sevincimin sebebini diyorum kendi kendime. En iyisi koltuğuma uzanıp, arkama yaslanıp bunun keyfini çıkarmak bir başıma.
Bir müzikal bileti neler yaptırabilir bir insana? Bütün gün yüzüne yerleşecek bir gülümseme getirebilir mi mesela? Ve ya zamanı ileri sarmayı ister mi insan?
Haydi iki ay çabucacık geçsin diye yaşamının iki önemli ayını silip atmayı bile göze aldırır mı insana? D şıkkı, hepsi.
Tekrar göz göze geliyoruz bu kağıt parçasıyla ve beni alıp geçmişime ait bir çok film karesine konduruveriyor.
İlk genç kızlık yıllarıma, anneannemin deniz kenarındaki sayfiye evine, ........., ..................gözlerinin ta derinine, naftalin kokan ucuz bir kitapçıya, Akdenizin masmavi sularına karşı hamakta sallanırken bir yandan buz gibi limonatamı yudumladığım o güne, Kıbrıs’ta bir otelin barına, Notre Dame Katedralinin bilmem kaç merdivenine rağmen tırmandığım çanına, başımdan gül yapraklarının döküldüğü bir tiyatro sahnesine, Ve bir kostüm gününde bir roman kahramanı gibi giyinip öğrencilerimle edebiyatın dibine vurduğumuz o güne.
Hayatımın ne kadar çok noktasında kesişmişim roman kahramanı güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda ile.
Ve nasıl başladı her şey biliyor musunuz? Gelin anlatayım.
13 yaşındayım. Bir şıpsevdilik, bir aşık olma halleri çökmüş üzerime. Ege’deyim, anneannemin evinde. Her yaz gidip çatıya tünediğim denize karşı hayaller kurduğum, tam da hayatı sorguladığım o asi dönemler.
----------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------
Bir de öğreniyorum ki ismilazımdeğil tam 25 yaşında.
------------------------------------------dikkati nasıl çekilir nasıl nasıl derken, ergen aklıma yatan bir fikirle, hemen yakında bulunan, çoğunlukla sahte kitapların ve klasik romanların 5-10 kuruşa satıldığı bir kitapçıya giriveriyorum. Hemen İngilizce reyonuna yönelip gözüme çarpan en kalın kitabı çekip alıveriyorum raftan. Koşar adımlarla eve dönüyorum ve kitap kapağını dışa dönük tutarak ismilazımdeğil’in önünden salına salına geçiveriyorum.
Hemen oltaya geliyor tabiki ‘Aaa ne okuyorsun?’
‘Eee, şey, işte bunu.
‘Hımm, Huncback of Notre Damme, çok klasik, çok ağır bir roman bu, severek okuyacağına emin misin?’
Allah kahretsin yanlış kitap seçtim işte, şimdi benimle dalga geçecek diye hayıflanırken muhabbeti daha da batıracak cümleyi sarf ediyorum.
‘Zaten bende öylesine almıştım, belki de okumam canım.’
Edebiyat ile ilgisini çekemeyeceğimi anlayınca ertesi gün belime kadar gelen kıvırcık saçlarımı suni bir boya ile gidip kırmızıya boyuyorum.
‘Vaay, değişik olmuş saçlar, bu arada kitap ne oldu?’
‘Aman, çok sıkıcıydı bıraktım.’ Diyorum.

‘Gülümsüyor, sıcacık bir gülümsemesi var, içimi acıtıyor, -----------------------------------------
*
Can ağrısı çekiyorum.
-------------------------------
Sonra bir gün o romanı tekrar elime alıyorum.
Notre Dame’ın kamburu. Paris’te ki Notre Dame Katedralindeki kambur zangoç Quasimodo’nun dünyalar güzeli çingene kızına olan aşkı.
‘Ah Victor Hugo’ diyorum. Sen meğer benim yaşamak istediğim aşkı yazmışsın da haberim yokmuş o ergen hallerimle.
Meğer ben Esmeralda gibi sevilmek istemişim, beni Paris şehrinin dehlizlerinde saklayacak, ve hatta ölü bedenime bile aşkla sımsıkı sarılacak, beni ta derinine saklayacak bir zangoç aramışım. Meğer ben hep o aşkla dans eden Esmeralda olmak istemişim.
Yaş 15-16, başlıyorum Esmeralda gibi giyinmelere, saçımda illaki rengarenk bir bandana, kulağımda halka küpelerim, iki omuzu açık bırakan bluzlarım ve fırfırlı eteklerim. Tam bir çingene kızı havalarındayım.
Kıbrıs’ta ----------------------------------
Akdeniz'in bir sayfiye yerinde -------------------------------------
Ah yaşasın, ne güzel ilgi çekiyorum çingene kızı Esmeralda kıyafetlerimle.
Teşekkürler Victor Hugo.
Paris’te ki ünlü Katedral’in en tepesine tırmanıp Quasimodo’nun izlerini arıyorum, onu sağır yapan çana bakıyorum dakikalarca.
New York’ta Off-broadway olmuş bu güzel aşk hikayesinin müzikalini izlemek için deliler gibi uğraşıyorum. Gişeden boş dönüyorum. Paris’te 5-10 kelimeden ibaret Fransızcama rağmen müzikali orjinal dilinden izlemek istiyorum. Yine bilet yok. Londra’da tam döndüğümüz gün müzikalin gösterilmesi de ne büyük talihsizlik. Çıldırıyorum bu müzikali izlemek için. Quasimodo’nun taşlandığı sahnede, Esmeralda’nın idamında çılgınlar gibi ağlamak istiyorum. Kötü rahip Frollo’ya bu aşkı engellediği için ve kendini dünyevi zevklerden arındıramadığı için deliler gibi küfür etmek ve aynı zamanda ona acımak istiyorum. Quasimodo’nun Frollo’yu Katedral’in en tepesinden aşağı itip ‘Sevdiğim her şey’ diye bağırdığında hayata isyan etmek istiyorum.
Ama yine de bütün gişelerden elim boş dönüyorum.
Yıllar geçiyor. 22 yaşındayım. İngilizce öğretmeni olarak işe alınıyorum.
İngilizce Drama Klubünün başındayım.
Kafaya koydum. Oyunu görememiş olsam bile sahneye koyabilirim öyle değil mi?
Hayalimde ki Esmeralda’yı, hayalimde ki Quasimodo’yu bulmak için okulda seçmeler açıyorum. Tam 1 sene sürüyor oyunu sahneye koymamız.
Ve sene sonunda, oyunu sergilememizden hemen sonra öğrencilerim sahneye çağırıyor beni, çılgınca ismimi bağırıyorlar. Can hıraş alkışlar.. Bendeki aşk onlara geçmiş. Esmeralda’nın ölümsüz aşkı...
Başımdan aşağı gül yaprakları döküyorlar, en kırmızısından, en mis kokanından, en canlısından..
Teşekkür ederim Victor Hugo.
Okulumu değiştiriyorum. Yeni okulumda roman karakteri günleri düzenleniyor.
Elinde tablosu ile Dorian Gray olarak gelen de var, cebinde taşları ile Virgina Woolf olan da, bütün gün okulda yalınayak gezen Hobbitler, veya asası ile gezen Harry Potterlar, Hermione’ler.
Ben ise bulabildiğim en cart yeşil etek, en parlak mor bluz, en turuncu eşarp, en kocaman halka küpeler ve Çıfıt çarşısı görünümlü bilekliklerimle derse girdiğimde öğrencilerim nefeslerini tutuyorlar.
‘Wooww. Hocam? Müthiş olmuşsunuz.’
Bir kez daha teşekkürler Victor Hugo.
Sen 6 ayda yazdın bu hikayeyi, karakterlerin bir ömür yaşadı bu aşkı ve okurların yüzyıllardır okuyor bu romanı.
İşte dostlar, elimdeki biletlerin hikayesi böyle..
Ben kaç şehir gezdim, kaç gişenin kapısını çaldım bu müzikali görebilmek için.
O müzikal geldi, evimin ta dibinde performansını sergilemeye.
Biletlerimi tuvalet masamın aynasına sıkıştırıveriyorum ve tüm geçmişime bir selam çakıp içimdeki Esmeralda ile Notre Dame’ın kamburunun İstanbul gösterimini beklemeye başlıyoruz.
Tabiki içimizdeki sönmeyen Aşk ateşi ile.
Sevgiler;
İrem



No comments:

Post a Comment