Friday, June 20, 2014

Benden Selam Söyle Anadolu'ya .. Bir mübadele romanı..

Öyle bir roman okudum ki...
Şimdiye kadar okuduklarım arasında ilk 10'a girer mi girer.
Katıldığım yazı atölyesinde arkadaşlarım şiddetle tavsiye etti; 'Bir mübadele romanı yazıyorsun, bunu kesinlikle okuman gerek' dediler.
Girdim internete baktım. 'Şimdiye kadar yazılmış en iyi mübadele romanı' diyorlar.
Hakkını teslim ediyorum. Anlatım müthiş, dili müthiş, anlatılan hikayeler müthiş.. Bizim topraklarımızın hikayeleri. Karakterler gerçek.. Bizim topraklarımızın insanları.
Toprağımızın en çarpıcı hikayeleri.. Hatta hiç yazılmamış hikayeleri..
Dido Sotiriyu'nun romanı 'BENDEN SELAM SÖYLE ANADOLU'YA' Yunanlı bir kadın yazarın ellerinden dökülmüş.. Hemde ne dökülmek, ırmaklar gibi çağlaya çağlaya anlatılmış.
1912 Balkan savaşlarından başlayarak 1923'te Yunan ve Türk haklarının değiş tokuşu anlamına gelen Mübadele yıllarında son buluyor.
Yazar Aydın'ın Kırkınca köyünden. Ah keşke romanı bitirdiğimde öğrenmeseydim o köyün aslında 'Şirince' olduğunu. Daha büyük bir keyifle okurdum, daha dikkatli takip ederdim doğa tasvirlerini, evlerin ve bağ bahçelerin masalsı anlatımını.
Dido 9 yaşındayken malum olaylardan dolayı Yunanistan'a kaçmış, ve bir daha görememiş doğduğu vatanı. Yıllarca biriktirip hikayelerini cebinde, patlatıvermiş birden bu romanı.
Tarih kitaplarında yıllarca 'Yunanlıları İzmir'de denize döktük' cümlesini ve ardından Gazi Paşa'nın zaferlerini okuduk, okudukça bayrağımızı salladık, gururlandık.
Peki ya gerçekte bu topraklarda neler yaşandı? İzmir nasıl kurtuldu? O gün neler yaşandı? Ege ve Anadolu'da yaşayan 1.5 milyon Yunan/ Rum vatandaş ülkelerine nasıl kaçtı?
Kardeşin kardeşi vurduğu bu toprakların acı dolu, kan kokusu sinmiş hikayelerde kimler nasıl can verdi?
Dido Sotiriyu romanını 4 bölümde anlatmış.
Birinci Bölüm, Cennet Yaşamı
İkinci Bölüm, Amele Taburu
Üçüncü Bölüm, Yunanlılar Geliyor
Dördüncü Bölüm: Büyük felaket
Bu dört bölümü de aynı heyecanla, gözünüzü kırpmadan okuyacağınıza eminim.

Roman aynı zamanda Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü almış. Kitabın 'Amele Taburu' bölümünü okurken, Türk topraklarında yaşayan gayri müslim vatandaşların gönderildiği taburda diğerlerinden farklı şartlar altında yaşadıkları ızdırap dolu günler ve başlarına gelen felaketler anlatıldıkça kafamda soru işaretleri uçuşmaya başladı.. 'Türklerin yaptıkları abartılmış, güpegündüz yanlış yazılmış, bu romana nasıl barış ödülü verilir' sorularım kitabın üçüncü bölümü olan 'Yunanlılar geliyor' kısmında son buldu. Bu kez Türklere yapılan işkenceler, köyleri talan etmeler, yakıp yıkmalar, ırza geçmeler boy gösterdi. Üçüncü bölümün sonunda kafamda sadece tek bir cümle vardı. 'Suçlu kim?' Savaşta mantık aranmazdı, savaş kötüydü, savaşta olan hep sivillere oluyordu.. Savaş bir toplumun başına gelebilecek en kötü şeydi.
Ana karakter Manoli'nin başına gelen serüvenleri okudukça kah kafam bulandı kah kalbim sızladı.
Doğduğu topraklara artık ait olmadığını farkettiği, anavatanına yabancılaştırıldığı, Ege'nin diğer yakasına fırlatılmak istendiği gün aslında şu gerçekle yüzleşiyor:
Bundan böyle Ege'nin ne o kıyısında ne de diğerinde mutluluğu bulamayacağı. Aidiyet duygusunun ellerinden yitip gittiği ve doğduğu vatanı bir daha asla göremeyeceği.
Mübadele her iki yaka içinde çok acı, travmatik hikayeler barındırıyor içinde.  Her zaman bizim tarafımızdan anlatılan bir hikayeyi bir de madalyonun diğer yanını çevirip okumak çok iyi geldi bana.
Dido kadar iyi bir mübadele romanı yazabilir miyim bilinmez ama bana farklı bir bakış açısı kattığı kesin.
'Keşke bitmeseydi' demekle kalmadım hayatımda ilk kez bir romanı 'İkinci kez' okuma kararı aldım. Okunası binlerce roman dururken bir kitaba ikinci şansı asla vermeyen ben 'Benden selam söyle Anadolu'ya' romanını çoktan farklı bir yere konuşlandırdım.
Kitabın vurucu bitiş paragrafı ile bitiriyor ve hayatınızın bir döneminde, bir gün bu romanı elinize alıp okumanızı diliyorum.

Sevgiler;
irem

  “Şevket! Tanımadın mı yoksa beni? Ben, senin dostun… Ben, senin arkadaşın! Yıllarca birlikte gülüp, beraber ağladık… Ne yapıyor Şevket? Ah Şevket; Şevket! Vahşi birer hayvan kesildik! Karşılıklı hançerledik, paramparça ettik yüreğimizi! Durup dururken!  Ve sen  Kör Mehmet’in damadı. Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum… Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler… Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendi kendini!… Anayurduna selam söyle benden, Kör Mehmet’in damadı! Benden selam söyle Anadolu’ya… Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin… Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin…”








No comments:

Post a Comment