Monday, September 22, 2014

Yürümeye başlayan bebekle seyahat !!!!!????!!!!!!


Bebekle tatil, hem zor hem keyifli..
Anlatılmaz yaşanır..
Sarp doğduğundan beri geziyoruz. Geriye dönüp bir de baktık ki ne seyahatler, ne gezmeler sığdırmışız son bir senemize. Tabi annelik acemisi olunca bilemiyorsun en kolayı hangisi, en zoru hangisi. Deneme yanılma yöntemi ile gidiyorsun kafanın dikine. Dışardan akıl verenin de çok oluyor olmasına ama bebeğinin zorluk derecesi, senin ne kadar pratik bir anne olup olmadığın, babanın bebek bakımına ne kadar dahil olduğu gibi faktörler de unutulmamalı. Örneklemek gerekirse, Sarp'ı iki aylıkken yurtdışına götürmek istediğimde 'el kadar bebek yurtdışına gitmez, çok mu lazım gezmek' diyenler çok olmuştu. O an bana da delilik gibi gelse de şimdi rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki aslında en kolay zamanlarıymış, ve bizim de tek sıkıntımız uykusuzlukmuş. Ve el kadar bebekle gezip tozmanın hiç bir derdi tasası yokmuş. Yeni doğduğu zamanlar günde 3-4 kez uykuya yatan bir bebek ile gezmenin ne tasası olsun ki. Olmadık yerlerde alt değiştirmeye müsait bir pusetiniz ve yanınızda mama/meme teçhizatınız varsa gerisi vız gelir.
İyi ki gezmişim son bir yıldır diyorum şimdi. Paris'i, Barselona'sı, Yunanistan'ı, yazlığı, kışlığı derkeeeennn vakit geldi çattı ve bizim oğlan yürümeye başladı. İşte tam da kırılma noktası burası. Bittiniz. Yandınız. Hayatınız kaydı. Hele benim ki gibi her yere parmağını sokmaya çalışıp, duvarlara tırmanan, oturmayı reddeden (ne pusete, ne yere..), sadece ayakta bez değiştirten (!), sabah 06.00'da ayağa dikilen ve naralar atarak ortalıkta koşturan bir versiyona sahipseniz. (Evet, Sarp, senden bahsediyorum).
Sadece elimizi tutarak yürüyebiliyorken veya emeklerken yaptığımız tatiller de kısmen iyiydi ama bu son Bodrum kaçamağımız tam anlamıyla kabusa dönüştü. Muhteşem güzellikte bir butik otelde kaldık (neyse ki bebek dostu bir oteldi, Sarp'ın yaşıtları boldu), muhteşem güzellikte bir deniz önümüzde uzanıyordu, gittiğimiz restoranların her biri çok güzeldi fakat...
Sarp yönünden bakarsak yaptığım en zor tatillerden biriydi.
Henüz dengeyi tam kuramayıp günde en az 20 kez düştüğü için devamlı ağlamaklı suratla gezen, her restoranda oturduğumuz masanın altında yere yapışmış iğrenç yemek parçalarından utanıp yerleri silip süpürdüğümüz, en romantik restoranda bile Ali baba'nın çiftliği şarkısı eşliğinde, üzerine kurumuş yemekler yapışmış bir ipad ile hayatımızda hiç yaşamadığımız kadar komik anlar yaşadık. Çoğu yerde dişimizi sıktık, sipariş ettiğimiz yemekleri öylece bırakıp kalktık.
Bizim için günün en önemli saatleri, Sarp'ın sabah uykusu, ve öğleden sonra kestirmesi idi.
İşte o anlar bizim tüm dinlenme, uyuma, keyif çatma ihtiyaçlarımız için elzemdi. Şezlongda uzanıp bir kahve sipariş etme, eline kitabını alıp bir bacağını diğerinin üzerine atıp yayılma suretiyle yatma, anne-baba sohbet saati, eski günlerde ki gibi baş başa yüzme keyfi ve benzeri aktiviteler için Sarp'ın uyumasını bekledik. Uyurken şarj olan, uyanınca fullenmiş enerjisi ile koşturmaya kaldığı yerden devam eden bebeğimiz ile güne devam ettik. Taa ki ... akşam 20.30'da uykuya dalana kadar. Daha sonra yine bizim gibi bebekli olan, halden anlayan, sevgili aile dostlarmızla buluşup gözlerimizden uyku akana kadar beraber vakit geçirdik.
Dilimizde 'Bodrum Bodrum... biraz uykuuuu... bütün isteğim buyduuu..' şarkısının farklı yorumlanmış hali ile bir seyahati daha devirdik. Havaalanları işin en kötü kısmıydı. Uçak iniş ve kalkış esnasında kucakta oturmadığı için terler döktük, kiminden ters bakışlar yedik, kiminden oyuncak hediyeleri kabul ettik oyalansın diye. Olmadı, yetmedi, yürümek, koşturmak istedi uçakta da kabus devam etti.
Yani özetlemek gerekirse...
Bir süre gezmek yok.  
En azından Sarp'ın bu en zor 1-2 yaş arası geçene kadar yerimizde otursak hiç fena olmayacak...
Bezmiş ve yorgun anneden selamlar.. Sevgiler...
irem







No comments:

Post a Comment