Friday, December 12, 2014

Uzun bir ara ve hayatın getirdikleri...

Aylar geçmiş, tek bir yazı yayınlamamışım. Üzüldüm. Blogumu bu kadar boşlamamalıyım, dile kolay üç seneyi aşkın bir emek var ortada. Yazdım, çizdim, yayımladım. Ara sıra zırvaladım, yayımlandım. 
Yeri geldi saçmaladım. Siz yine de bana olan güveninizi yitirmediniz ve beğenmeye devam ettiniz. 
Bazen kitap tahlilleri yazdım, bazen annelik anılarımı, bazen birine çok içerledim ve iç döktüm. Siz yine ve yine beğendiniz. 
Bu blogu ilk kez açtığımda (tahmini 4-5 sene önceydi) sadece kendim için yazarım diyordum. Bir gün kıymet verdiğim bir arkadaşım facebookunda aniden paylaşıverdi siteyi. Şaşkına döndüm, utandım, kızdım, ne diyeceğimi bilemedim. 
'Bu sitede yazılanlar okunmayı hak ediyor' dedi bana. Belki de haklıydı. 
Bu kez daha çok yazdım. En çok ta 'Hayat' başlıklı yazılar okunuyordu, okunduktan sonra bir çok insan bana mesajlar veya telefonla ulaşıyordu. 'Bende aynısını yaşadım' diyenler, tebrik edenler, 'Sıkı takipçiniz' diyenler vardı. Arkadaşlarımın arkadaşları okuyordu. Bir kız arkadaşım katıldığı kitap kulübüne benim blogda yayımladığım bir kitap tahlilini basıp, herkese dağıtmıştı. 
Blogum her telden çalıyor, bir hedef kütlesi yok diye hayıflanıyordum 'ne yazsan okuyoruz' dedi dostlar. 
Herkes seferber oldu. Sağ olun var olun hep yanımda olun. 
Sitenin tıklanma sayısı bindi, onbindi derken yüz bine vurdu. Az önce bir açtım ki 244bin'i geçmiş. Beni ne kadar mutlu ettiniz desteğinizle. 
Blog sayesinde yazmayla barıştım, klavyemle barıştım, aklıma gelen fikirleri tutmayı, en önemsiz görünen bir olayın bile yazıya dökülünce devleştiğini gördüm. 
Lohusalık döneminde Sarp'ı yazdım, yaramazlıklarını yazdım, anneliğin zorluklarını yazdım, kullandığım ürünleri, Sarp' yedirdiğim mamaları bile yazdım. 
O aralar canım hayatla alakalı ahkam kesmek istemiyordu bende canımın istediği şeyi yazdım. 
Sonra...
Sonra bir gün bir roman yazmaya karar verdim. 
Daha önceki senelerde 2-3 sayfa yazıp bıraktığım girişimlerimin aksine bu kez derya oldu aktı kelimeler.
Anneannemden dinledim, arkadaşlarımın annelerinden, eşimin annesinden herkesten bir şeyler dinledim. Onlarca kitap okudum, onlarca film izledim, onlarca şarkı dinledim. 
Ve bir 'mübadele' romanı yazdım. 
Bitti. 
Aylarca biriktirdiğim mübadele ve göç hikayelerini aldım, modern zamanlarda yaşayan kendi kurguladığım bir kadının hikayesine bağladım, ortaya güzel bir roman çıkardım. 
Roman yeri geldi sel oldu aktı, yeri geldi tıkandı, inip arkadan ittirdim. Ve bitti.
Olağanüstü güzellikte Rumeli Türküleri dinledim, muhteşem mübadele filmleri izledim. Onlarca mübadele öyküsü okudum. Tüm okuduklarım, dinlediklerim bir kelimenin içinde ya da bir noktalama işaretinde can buldu. 
Bu arada yazı atölyelerine devam ettim. Güzel insanlar tanıdım. Saatlerce sohbet ettik, tartıştık, yardımlarını asla unutamam. 
Şimdi? 
Şimdi romanım iyi editörlerin elinde. Okunuyor, inceleniyor. Tartılıp biçiliyor. Eğer yayımlamayı kabul ederlerse artık sadece bir romanım değil 'basılı' bir romanım olacak. 
Bu süreç benim için hayatımın en heyecanlı süreçlerinden biri. Her sabah heyecanla mail kutumu açıp yanıt var mı diye beklediğim öyle garip bir dönem. 
Bazen sıkıntılı, gergin... Bazense öyle neşeli...
En son beraber yazı ve öykü çalıştığım, aynı zamanda romanımı da gözden geçiren hocam Nalan Barbarosoğlu'nun değerli öğüdünü kaale aldım ve boşluğa düşmemek için ikinci romanı yazmaya koyuldum. Bugün bir baktım onlarca sayfayı geride bırakmışım bile. 
Bu işi sevdim...
Olmak istediğim yerde, yazı masamın başındayım. 
Sadece ileriye bakıyorum. 
Hayatın bana neler getireceğini bilmeden...

Güzel şeylerde oluyor bazen hayatta. Mesela yayımlanan bu küçük öykücük gibi :) 


Romanın basılsın diye beklerken aniden minik bir sürpriz yapabiliyor hayat sana.
Umarım bu uzun arayı bu iç döküşle bir nebze olsun kapatabilmişimdir.

Sevgilerimle...

İrem :) 















No comments:

Post a Comment