Sunday, July 19, 2015

Çocukla tatil neymiş ne değilmiş? Halkidiki/ Selanik/ Kavala

Çocuklu bir tatilin daha sonuna geldik... Ama ne geliş... Yedi günün sonunda bir kabustan kan ter içerisinde uyanır gibi döndüğümüz evimize çocuğu attığımız gibi dışarı çıktık zira bir restoranda normal insanlar gibi huzurla oturup sohbet etmeyi fazlasıyla özlemiştik.
İki yaş sendromlu bebenin maceraları için buraya alalım sizi şöyle...
Biz yine Yunan'dayız. Tabii biz her sene Yunan'dayız. Yunan güzel memleket, yemeği güzel, denizi güzel, havası güzel, kahvesi güzel. İki yaşındaki çocuğumuzun bile üçüncü seyahatiydi Kavala'ya.
Cesaretliyiz ya... Süper çocuk bakıyoruz ya... 'Haydi 3 gece de Halkidiki'de kalalım' dedik.
Çocuklu tatil de neymiş diyenlere...
Seyahatimiz nasıl başlarsa öyle geçmiyordu hani? Oysa biz daha birinci günün sabahı navigasyon bizi Halkidiki'nin dağ yoluna sokunca arabada bangır bangır ağlayan, yorgun ve sıkılmış bir bebekle başladık tatile. Yol da yol olsa, bin viraj... Köylere giriyoruz, kayboluyoruz, benim mide alt üst... Az daha kastırsak rahiplerin yaşadığı Atos Dağı'ndan çıkacağız. Üç saat yol aradıktan sonra otele vardık. Tabii ki bunun daha başlangıç olduğunu bilmiyorduk. Siz şimdi sanıyorsunuz biz kendimizi hemen Halkidiki'nin turkuaz sularına attık ve şezlongdan hiç kalkamadan saatlerce kahvemizi yudumladık ve kitap okuduk. Hatta hamaktan inmedik filan. Hayali bile güzel değil mi? Yalan arkadaşlar, tüm bunlar kandırmaca. Çocuklu tatilde dinlenme diye bir şey yok... Öncelikle bu bebelerin düzeni bozulmaya pek meyilli. Benim 20.30'da sızan çocuğum gece 23'lere kadar oturdu. Her sabah omletini, yumurtasını yiyen çocuğum kafama yumurta fırlattı. Anneannesiyle uslu uslu gezdiği iddia edilen çocuğum kendini yerlere atıp tepinmelere, ağlamalara, yemek yemeyi, giyinmeyi reddetmeye filan başladı. Kolluk takma mücadelesini atlattıktan sonra esas bizi bekleyen kabusun çocuğu denizden çıkarma meselesi olduğunun farkına vardık. Çıkmadı. O çocuk sudan çıkmadı. Baba olayın şokunda 'Fabrika hatası mı var bunda?' diye soradursun, anne kumsalda eğildi, kalktı, eğildi, kalktı, yeri geldi at oldu üzerinde deh deh yapıldı, yeri geldi saç diplerine kumlar boca edildi. Biçâre anne çocuğu öğlen uykusuna yatsın da poposu yer görsün diye dua etti, ama çocuk 'Bu kadar eğlence varken ne uykusu?' diyerek uykuyu da reddetti. Sonra yemek fasılları geldi peşin sıra. Tabii Grek mezeler masada dizi dizi... Oğlanın da ağzını bıçak açmıyor. Önüne Ipad koyuyoruz filan ı-ıh. Yemem vallah billah.
Kuvvetle muhtemel evdeki makarnasını, pilavını arıyor dedim ve başladım şahane Greek restoranlarında 'şeeeyyy makarnanız var mııııı?' demeye. Garson bön bön bakıyor suratımıza.
Bir de o kadar denizde kalması sonucu başladı mı öksürmelere. İlk iki gece öksürükten uyanıp uyanıp ağlıyor, uyumuyor. (Tabii anne zombi) En yakın eczane için vurdur dağ yoluna, köy köy geziyoruz. Yanıma milyonlarca Calpol, Ibufen, Reflor bilmem ne alan anne bir tek 'en elzem' yüce Peditus'u almamış. Dağ yollarında birbirimize çemkiriyoruz 'çocuğun ilacını nasıl taşımazsın huuu wuuu...' diye. Velhasıl bulduk bir eczane. Biz bebeğe ilaç satamayız, gidin doktora diyorlar. Yalvar yakar öksürük şurubu istiyorum. Nuh diyor Peygamber demiyorlar. Ulan gözünü seveyim Türk'ün eczanesini, bitkiselinden tut elli çeşit şurup koyarlar önüne. Vicks merheme de razıyım. 'Çocuğa alıyorsan satmayız' diyorlar. Eşime dönüp 'öksür, sana alıyoruz sansınlar' diyorum. Velhasıl zafer bizim. Vicks kaptık bir tane. Sürdük, çocuk rahatladı.
Baktık Halkidiki bize haram, baktık çocuk ne yiyor ne içiyor, baktık biz zombiye dönüştük 'yürü bizi şehir paklar' diyerek apar topar otelden basıp çıkıyoruz. Parasını ödemişiz filan umurumuzda değil.
Selanik bizi toparlıyor. İki gün nefes alıyoruz. Sarp da iyileşiyor, Aristotales meydanında güvercinleri koşturuyor, TGI Friday'de bir tabak yemek yiyor. 'Oh' çekip rotamızı Kavala'ya çeviriyoruz.
Gözünü seveyim bildiğim yerin. Marketi, restoranı, resepsiyondaki adamı bile tanıdık.
Tabii bizim mesailer bitecek gibi değil. Sabah 6.30 kalkış, odada kudurma, minibarda ne varsa yerlerde yuvarlamak suretiyle boşaltmak, kahvaltı salonunda bağırarak koşturmak, Yunan'ın Alman'ın çocukları edepli edepli oturmuş kruvasanına reçelini -kendi- sürüp yerken Türk'ün çocuğuna bir dilim ekmek yedirme savaşı (hatta yedirememe). Plajda 'ben artık yüzme öğrendim' triplerinde kollukları kafamıza fırlatıp, kendini bodozlama denize atması.... Plaja binlerce kova kürek top taşımamıza rağmen Sarp'ın yine gidip elalemin topuyla oynamak istemesi... Ay içim şişti yazamayacağım sanırım. Ve son gün. Bu kez kararlıyım, o şezlonga yatıcam.
Arabayla çıktık plaja. Turlatıp turlatıp uykusunu getirdik. Tam uyur uyumaz 'hurraaaa' girdik plaja. Sarp pusette uyuyor. Mucize. O kadar heyecanlıyız ki. İlk kez baş başa kaldık plajda, ne yapacağımızı bilemiyoruz. Eşim 'denize girelim' diyor. Ben 'yok yok kitap dergi okuyayım nolur' diyorum.
Tam 60 dakika bizim. Çok heyecanlı. Bunun 15 dakikası deniz, 15 dakikası kahve keyfi, 15 dakika instagram, facebook, twitter ve 15 dakikasını da kitap okumaya ayırıyorum. Evde olsa tepişe tepişe 3 saat uyuyan çocuk tam 1 saatte uyanıyor. Veeee çılgınca denize koşuyor. O esnada 'ay dur elimdeki işim bitsin, dur mesaj yazıyordum' yok. Eline 50+ faktör güneş kremini alıp koşturuyorsun denize.
Son gecemiz o kadar kararlıyım ki o mezelerden doya doya yiyeceğim... Çocuğa yedirmeye çalışmaktan ne yediğimi bilmez haldeydim tüm tatil. Sarp'a otel odasına makarna sipariş edip ağzına tıkıştırıp uyutup öyle çıkıyoruz. Akşam 22.00 yemekteyiz. Olsun. O saatte yemek yersem mideme spazmlar gireceğini bile bile- bir elimde rennie- yiyoruz. Tek başıma yiyorum. Oh ya. Çocuk uyuyor. Son yemek kıyağı bize. Sarp'ın peşinde koşabilmek için Kavala'dan enerji veren vitaminler almıştım, o bile etki etmiyor, yemekte gözlerim kapanıyor.
Çocuklu tatil bu işte.
Eksiği vardır, fazlası yoktur.
Büyüdükçe düzeliyor diyorlar.
N'olur düzelsin.
Hamile ve çocuklu dostlarım 'ne mutlu sana doğurduğun aydan beri geziyorsun çocukla' diyorlar.
Analı oğullu selam...
Susuyorum. Otel odasında sabahın 4'lerinde biberona su ısıtıp mama yaptığım tatiller hepsi güzel hoş ama .... Bu Sarp'ın tatili. Annenin değil.
Yine götürür müyüm? Tabii ki evet. Sarp o kadar çok eğlendi ki sularda oynarken, onu izlemek bile her şeye değerdi. 'O zaman sussana kadın' demeyin.
Annelik.
Garip bir şeymiş. Onla da olmuyormuş, onsuz da...
Bakmayın konuştuğuma bir ay sonra biz kaçarız yine Yunan'a :))

Haydi mutlu bayramlar herkese... Çok selam çok sevgi...
İrem








No comments:

Post a Comment